Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ's profileYou're Definitely On The...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
November 01 Kırkına BastığındaSana muhteşem tatlar ve kokular sunan bir dünya vardır önünde, hayata başladığında...
Ve sen bu muhteşem tatlar ve kokularla uyuşursun yolun ilk yarısında. Acıların, kırılmaların ne kadar büyük olsa da, öylesine uyuşmuşsundur ki; hepsi sana hafif gelir.
Gençsin, kuvvetlisindir. Ölümün adını bilsen de sana Kaf Dağı kadar uzakta durur.
Öylesine sarhoşsundur ki; ölümsüzlük iksirini elinde sanırsın. Hedeflerin büyük, yapmak istediklerin çok... Hoyratça harcarsın sevgileri "nasıl olsa gelir yenileri" diye...
Kırdığın dost kâlpleri bir kutuya hapsedersin, yaşadığın her acıyı her sevinci bir kenara yazarsın; "bir gün belki okurum" diye...
Çoğu hedefine ulaşırsın. Ulaştıkça da listene yeni hedefler eklersin.
Hayat önünde öyle uçsuz bucaksızdır ki; korkmadan yürürsün ve önüne çıkan her şeyi yaşayıp sırtındaki çuvalı doldurursun. Öyle ya: yükün hafif, sen kuvvetlisindir.
Hayata ve insana dâir bulduğun ne varsa atarsın çuvala hiç ayıklamadan... Yaşadığın her anla dolarken çuvalın, Bir gün... Bir de bakarsın...
Yolun ortasındasın.
Yükün alabildiğine ağır. Ayıklamadan yaşadığın doğrular-yanlışlar, günahlar-sevaplar çuvalını tıka-basa doldurmuş.
"Keşke" dersin, "sadece iyi ve güzel olanları alsaydım. Keşke... Keşke ayıklasaydım."
Kırkına bastığında yepyeni bir pencere açılır iç dünyanda. Diğerleri gibi hayallerle süslenmiş renk renk değildir bunun camı.
Elinde tuttuğun, ölümsüzlük iksiri sandığın şeyin meğer bir kum saati olduğunu fark edersin önce.
Sen o renkli pencerelerde gördüğün yalancı nimetleri tadarken, sorhoşken zevkten neşeden, her adımda bir adım daha geride bırakmışsın hayatı meğer.
Heyhat! Gençliğin sarhoşluğu geçmiş, ayılmışsındır.
Meğer o sarhoşluktanmuş, onca acıları azıcık azıcık hissetmen. Şimdi ayılmışsındır ve kesikler canını yakmaya başlamıştır.
Zihninde açılan yeni pencerenin önünden geçen yaşlı birini görünce acıyorsundur artık. Sen o kadar yaşayacak mısın diye düşünüyorsundur da... Ama herşeye rağmen bu yeni pencereyi seversin. Çünkü gerçekte olan ne ise, onu gösteriyordur: ne bir eksik, ne bir fazla...
İnsan kırkına bastığında ayıktır ve herşeyi olduğu gibi görür.
Dört nala giden hayatın üzerinde, yelelerine sıkıca tutunmuş sürüklenirken itiraz hakkının olmadığını da bilirsin.
Madem ki hayatı durdurmak elinde değil, madem ki hayat seni nerede ne zaman sırtından indirecek bilmiyorsun; daha iyiye, daha güzele meyledersin. Ve aynada sana bakan aksinle kavga etmekten vazgeçip yüzündeki çizgilerle, saçındaki aklarla dost olursun.
Dinginsindir artık ve olgun...
Hop oturup hop kalktığın günlere içten bir gülümsemeyle gülümsersin.
October 21 Polyushka Polye/Ahmet Koç YorumuSeptember 29 Bedenleri Küçük Ama Akılları ve Gönülleri Büyük :-)Kiminle evleneceğine nasıl karar verirsin?
"Seninle aynı şeylerden hoşlanan birini bulman şart. Mesela spordan hoşlanıyorsan, o da senin spordan hoşlanmandan hoşlanmalı ve maç seyrederken habire yiyecek-içecek taşımalı." Alan, 10 (müstakbel maço) "Büyümeden önce kimse kiminle evleneceğine gerçekten karar veremez. Aslında onun kim olduğunu çok önceden Allah belirler. Size düşen onu bulmak ve onunla birleşmektir." Kristen, 10 Evlenmek için doğru yaş nedir? "23 uygundur. Çünkü o yaşa kadar evlendiğiniz kişiyi ilelebet tanımış olursunuz." Camille, 10 Tanımadığınız iki kişinin evli olduğu nasıl anlarsınız? "Aynı çocuklara bağırıyorlarsa onlar evli olduklarını anlamış olmanız lazım." Derrik, 8 Annen ve babanın müşterek yanlarından bir örnek verir misin? "İkisi de başka çocuk istemiyor." Lori, 8 Bir kızla bir oğlan buluştuklarında en çok ne yaparlar? "Buluşmalar eğlencelidir. Kızlar ve erkekler, buluşmaları birbirlerini daha iyi tanımak için iyi değerlendirmeliler. Dinlemeye vaktiniz kalırsa oğlanların bile söyleyecekleri şeyleri olur." Lynnette, 8 (mükemmel bir kız) Martin, 10 İlk buluşmanız kötü geçtiyse ne yaparsın? Craig, 9 Birini öpmek için uygun zaman sence nedir? "Yeterince zengin olduğunda..." Pam, 7 (zekî kız) "Kânun 18 yaşında olmalısın diyor. Kanunlarla başım derde girsin istemem." Curt, 7 "Kural şudur: birini öpersen onunla evlenmeli ve çocuklarınız olmalıdır. En doğrusu budur." Howard, 8 Hangisi daha iyi; bekârlık mı, evlilik mi? "Bekârlık kızlar için daha iyi ama oğlanlar için değil. Oğlanların arkalarını toplayacak birine ihtiyaçları var." Anita, 9 (Allah razı olsun) İnsanlar evlenmeseydi, dünya nasıl bir yer olurdu? Kelvin, 8 Veee bir numara: Bir evliliğin yürümesi için n'apmalı? "Kamyon gibi görünse bile, eşine güzel olduğunu söyle." Ricky, 10 http://groups.google.com.tr/group/bursaforum HOW DO YOU DECIDE WHOM TO MARRY? You got to find somebody who likes the same stuff. Like, if you like sports, she should like it that you like sports, and she should keep the chips and dip coming. -- Alan, age 10 ********* No person really decides before they grow up who they're going to marry. God decides it all way before, and you get to find out later who you're stuck with. -- Kristen, age 10 ********* WHAT IS THE RIGHT AGE TO GET MARRIED? Twenty-three is the best age because you know the person FOREVER by then. -- Camille, age 10 ********* HOW CAN A STRANGER TELL IF TWO PEOPLE ARE MARRIED? You might have to guess, based on whether they seem to be yelling at the same kids. -- Derrick, age 8 ********* WHAT DO YOU THINK YOUR MOM AND DAD HAVE IN COMMON? Both don't want any more kids. -- Lori, age 8 ********* WHAT DO MOST PEOPLE DO ON A DATE? Dates are for having fun, and people should use them to get to know each other. Even boys have something to say if you listen long enough. -- Lynnette, age 8 (isn't she a treasure) ********* On the first date, they just tell each other lies and that Usually gets them interested enough to go for a second date. -- Martin, age 10 ********* WHAT WOULD YOU DO ON A FIRST DATE THAT WAS TURNING SOUR? I'd run home and play dead. The next day I would call all the newspapers and make sure they wrote about me in all the dead columns. -- Craig, age 9 ********* WHEN IS IT OKAY TO KISS SOMEONE? When they're rich. -- Pam, age 7 (smart girl) ********* The law says you have to be eighteen, so I wouldn't want to mess with that. -- Curt, age 7 ********* The rule goes like this: If you kiss someone, then you should marry them and have kids with them. It's the right thing to do. -- Howard, age 8 ********* IS IT BETTER TO BE SINGLE OR MARRIED? It's better for girls to be single but not for boys. Boys need someone to clean up after them. -- Anita, age 9 (bless you child) ********* HOW WOULD THE WORLD BE DIFFERENT IF PEOPLE DIDN'T G ET MARRIED? There sure would be a lot of kids to explain, wouldn't there? -- Kelvin, age 8 ********* And the #1 Favorite is........ HOW WOULD YOU MAKE A MARRIAGE WORK? Tell your wife that she looks pretty, even if she looks like a truck. -- Ricky, age 10 September 16 Niye? :-)Niye güneş saçlarımızın rengini AÇARKEN, cildimizin rengini KOYULAŞTIRIR?
Niye kadınlar gözlerine maskara yaparlarken AĞIZLARINI açarlar? Niye bugüne kadar hiç "bir MEDYUM/FALCI 6'lıyı tutturdu" şeklinde bir gazete başlığı görmedik? Niye KISALTILMIŞ sözü UZUNDUR? Niye doktorlar yaptıkları işe PRATİK derler ve kendilerine de pratisyen? (Üzerimizde pratik mi yapıyorlar?) Niye bilgisayarı KAPATMAK için BAŞLAT düğmesine basıyoruz? Niye limon suyunda SUNÎ limon tadı kullanılıyor da, bulaşık DETERJANINDA hakiki limon suyu? (Üzerini okuyun) Niye paranızı yönlendiren yatırımcının adı BROKER? (broke=züğürt, meteliksiz, broker=züğürt bırakan, meteliksiz bırakan) Niye kedi mamalarında hiç FARE kıyması/unu/tadı vs. kullanılmaz? Köpek mamalarını KİM test eder de, ürün "yeni ve geliştirilmiş" diye lanse edilir? Havayolları o kadar emniyetliyse, niye havaalanları binasına TERMİNAL denir? (Terminal=Ölümcül son, ölümlü son. Terminatör filminden hatırlayın) WHY?
Why the sun lightens our hair, but darkens our skin?
Why women can't put on mascara with their mouth closed? Why you don't ever see the headline: "Psychic Wins Lottery"? Why "abbreviated" is such a long word? Why Doctors call what they do "practice"? Why you have to click on "Start" to stop Windows 98? Why lemon juice is made with artificial flavour, while dishwashing liquid is made with real lemons? Why the man who invests all your money is called a "Broker"? Why there isn't mouse flavoured cat food? Who tastes dog food when it has a "new & improved" flavour? Why Noah didn't swat those two mosquitoes? Why they sterilize the needle for lethal injections? Why they don't make the whole plane out of the material used for the indestructible black box? Why sheep don't shrink when it rains? Why they are called apartments when they are all stuck together? If con is the opposite of pro, is Congress the opposite of progress? Why they call the airport "the terminal" if flying is so safe? (Terminal = Fatal destiny) September 03 Yaşlı Bir Hırdavatçının ÖğütleriBu yazı 90 yaşındaki bir hırdavatçı tarafından kaleme alınmıştır.
1. Hayat adil olmadığını düşündüğünüz zamanlar olacaktır. Ama o zamanlarda bile hayat güzeldir.
2. Bir konuda tereddüt yaşıyorsanız, hemen küçük bir adım atın.
3. Hayat öyle kısa ki, birinden nefret etmek için bir dakikanızı bile israf etmeyin.
4. Hastalandığınızda işiniz size bakmaz, ama yakınlarınız ve dostlarınız bakar. İrtibatı koparmayın.
5. Ne yapın-edin, kredi kartı borcunuzun tamamını her ay ödeyin.
6. Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsiniz. Böyle durumlarda muhatabınıza "o konuda farklı düşündüğünüzü" söyleyin ve kurtulun.
7. Ağlayan birini gördüğünüzde siz de ağlayın. Yalnız ağlamaktan daha iyi gelir.
8. Bazen Rabbinize kızabilir, içinizden onunla tartışabilirsiniz. Bunun bir mahzuru yok.. O, gerçekten Büyüktür, buna tahammül edebilir.
9. Sözüm gençlere: emeklilik günleriniz için tasarruf etmeye ilk maaşınızla başlayın.
10. Çikolata dendi mi, direnmek beyhudedir.
11. Geçmişinizle barışın ki, geleceğinizi karartmasın.
12. Ağladığınızı -bırakın- çocuklarınız da görsün.
13. Kendi hayatınızı başkalarınınkiyle kıyaslamayın. Onların, 'mazileri ve istikballeri ile' nasıl bir seyahat üzere olduğundan tamamen bi-habersiniz.
14. Eğer bir ilişki gizli olmak zorundaysa, o ilişkide siz olmayın.
15. Çok bunaldığınızda derin bir nefes alın. Zihni rahatlatır.
16. Yararlı ve güzel olmayan herhangi bir şeyi başınızdan atın gitsin.
17. Öldürmeyen bir şey sizi daha dayanıklı kılar.
18. Mutlu bir çocukluk yaşamak için asla çok geç değildir; ama sadece kendi elinizdedir.
19. Hayatta sevdiğiniz şeyin peşinden giderken hayır cevabını kabul etmeyin.
20. Yakın mumları, serin temiz çarşafları, giyin süslü-püslü iç çamaşırları. Özel bir gün için saklamayın onları. Bugün, işte o özel gün.
21. Önden fazlasıyla hazırlık yapın, sonra da kendinizi akıntıya bırakın.
22. Eksantrik olacaksanız, aklınıza geldiğinde olun. Erguvani giyinmek için ihtiyarlamayı beklemeyin.
23. En önemli afrodizyak (cinsel uyarıcı) beyninizdir.
24. Mutluluğunuzdan hiç kimse değil, siz sorumlusunuz.
25. Her "felaket" olarak niteleyebileceğiniz olayın üzerine şu sözlerle gidin: “Beş yıl sonra, bunun hâlâ bir önemi olacak mı?”
26. Hemen yapamasanız bile en kısa zamanda herkesi her şeyden ötürü affedin.
27. Başkalarının sizin için ne düşündüğünü kontrol edemezsiniz. Öyleyse kafanıza takmayın.
28. Zaman hemen her şeyin tamircisidir. Zamana bırakın.
29. Bir durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir.
30. Kendinizi çok fazla ciddiye almayın. Kimse de almaz zaten.
31. Allah sizi Rahman olduğu için sever, sizin yaptığınız veya yapmadığınız bir şey için değil.
32. Hayatı denetlemeyi kafaya takmayın. Çıkın biraz da tadını çıkarın. Mesela şimdi yapın bunu.
33. Çocukların sadece bir defa çocuk olacaklarını unutmayın.
34. Sonunda gerçekten yanınıza kalacak tek şey, katıksız sevgidir.
35. Mucizelere inanın. Her gün dışarı çıkın. Mucizeler her yerde sizin gören gözlerinizi bekliyor.
36. Hepimiz sorunlarımızı bir sorun yığınına atsak ve başkalarının sorunlarını da görsek, kendimizinkileri geri alırdık.
37. Kıskançlık zaman israfıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.
38. En iyisi henüz yapılmadı.
39. Nasıl hissederseniz hissedin; kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
40. Yol verin.
41. Size kurdaleli parlak bir ambalajla sunulmamıştır, ama hayat yine de bir hediyedir.
Regina Brett
This is something we should all read at least once a week. Written By Regina Brett, 90 years old, of The Plain Dealer, Cleveland , Ohio. "To celebrate growing older, I once wrote the 45 lessons life taught me. It is the most-requested column I've ever written. My odometer rolled over to 90 in August, so here is the column once more: 1. Life isn't fair, but it's still good. 2. When in doubt, just take the next small step. 3. Life is too short to waste time hating anyone. 4. Your job won't take care of you when you are sick. Your friends and parents will. Stay in touch. 5. Pay off your credit cards every month. 6. You don't have to win every argument. Agree to disagree. 7. Cry with someone. It's more healing than crying alone. 8. It's OK to get angry with God. He can take it. 9. Save for retirement starting with your first pay check. 10. When it comes to chocolate, resistance is futile. 11. Make peace with your past so it won't screw up the present. 12. It's OK to let your children see you cry. 13. Don't compare your life to others. You have no idea what their journey is all about. 14. If a relationship has to be a secret, you shouldn't be in it. 15. Everything can change in the blink of an eye. But don't worry; God never blinks. 16. Take a deep breath. It calms the mind. 17. Get rid of anything that isn't useful, beautiful or joyful. 18. Whatever doesn't kill you really does make you stronger. 19. It's never too late to have a happy childhood. But the second one is up to you and no one else. 20. When it comes to going after what you love in life, don't take no for an answer. 21. Burn the candles, use the nice sheets, wear the fancy lingerie. Don't save it for a special occasion. Today is special. 22. Over prepare, then go with the flow. 23. Be eccentric now. Don't wait for old age to wear purple. 24. The most important sex organ is the brain. 25. No one is in charge of your happiness but you. 26. Frame every so-called disaster with these words: 'In five years, will this matter?' 27. Always choose life. 28. Forgive everyone everything. 29. What other people think of you is none of your business. 30. Time heals almost everything. Give time time. 31. However good or bad a situation is, it will change. 32. Don't take yourself so seriously. No one else does. 33. Believe in miracles. 34. God loves you because of who God is, not because of anything you did or didn't do. 35. Don't audit life. Show up and make the most of it now. 36. Growing old beats the alternative -- dying young. 37. Your children get only one childhood. 38. All that truly matters in the end is that you loved. 39. Get outside every day. Miracles are waiting everywhere. 40. If we all threw our problems in a pile and saw everyone else's, we'd grab ours back. 41. Envy is a waste of time. You already have all you need. 42. The best is yet to come. 43. No matter how you feel, get up, dress up and show up. 44. Yield. 45. Life isn't tied with a bow, but it's still a gift." August 27 Bağırsağı Bozuk Savaşçı :-)
Çok gülmeyin, orucunuz bozulmasın :-D
July 23 Video: Oceana - Ağla, Ağla
Her şeyi geride bıraktığın
July 19 Microsoft-Avrupa Yeni Bir Başkan Arıyor :-)Bill Gates, boşalan Microsoft-Avrupa'nın başkanlık koltuğuna yeni bir isim bulmak üzere dev bir toplantı düzenler. Toplantıya 5,000 civarında aday katılır. Adaylardan biri de Temel'dir.
Bill Gates toplantıya bizzat başkanlık etmektedir. Kısa bir açış konuşması yaptıktan sonra, JAVA programını iyi bir şekilde kullanmayı bilmeyenlere -geldikleri için teşekkür ederek- salondan ayrılabileceklerini söyler. 2,000 kişi homurdanarak salonu terk eder. Temel düşünür: "JAVA nedur da? Boşveer, pen kalayum."
Onlar çıktıktan sonra Bill Gates 100 kişiden fazla insanı yönetme tecrübesi olmayanların da toplantıdan ayrılabileceklerini söyler. 2,000 kişi daha homurdanarak salonu terk ederken Temel düşünür: "Ula Temel, sen kendundan başka kimseyi idare etmedun. Lâkin otur yerune. Ne kaybedeceysun ki?"
Bill Gates kalanların içinde İdari Bilimlerden mezun olmayanların da ayrılabileceğini söyler. 500 kişi daha salonu terk ederken Temel hâlâ oturmaktadır: "Liseyi zor bitirdum da. Pizum koyde üniversite vardu da biz mi okumaduk?"
Bill Gates son kriterini de söyler: Hırvatça bilmeyenler de ayrılabileceklerdir. Geldikleri için teşekkür ederek, ayaklanan 498 adayı daha gönderirken Temel yerindedir. "Battu paluk yan gider. Otur da! Canını mu alacaklar?"
Bill Gates salonda kalan iki kişiye gülümseyerek bakar: "Demek aynı zamanda hem JAVA'yı iyi bilen, hem İdari Bilimler mezunu, hem 100'den fazla insanı yönetme tecrübesi olan, hem de Hırvatça bilen sadece ikinizmişsiniz. Sizi tebrik ediyorum. Hemen işlemlerinize başlasınlar. Ama ben Amerika'ya uçmak zorundayım. Ayrılmadan önce sizi biraz dinlemek isterdim; aranızda biraz Hırvatça konuşur musunuz lütfen?"
Temel gayet rahat bir şekilde yanındakine döner: "Haçan sen bu Hırvatça midur nedur, oni piley musun?"
Yanındaki şaşkınlıkla Temel'e bakar:
"Uy uşağum, sen de mu?"
Microsoft Lookin for New Chairman, Funlok
Bill Gates organized an enormous session to recruit a new Chairman for Microsoft Europe. 5000 candidates assembled in a large room. One candidate is Arun an Indian (Mumbai) guy.
Bill Gates thanked all the candidates for coming and asking those who do not know JAVA program to leave. 2000 people leave the room. Arun says to himself, 'I do not know JAVA but I have nothing to lose if I stay. I'll give it a try'
Bill Gates asked the candidates who never had experience of managing more than 100 people to leave.
2000 people leave the room. Arun says to himself ' I never managed anybody by myself but I have nothing to lose if I stay. What can happen to me?' So he stays.
Then Bill Gates asked candidates who do not have management diplomas to leave. 500 people leave the room. Arun says to himself, 'I left school at 15 but what have I got to lose?' So he stays in the room.
Lastly, Bill Gates asked the candidates who do not speak Serbo - Croat to leave. 498 people leave the room. Arun says to himself, 'I do not speak one word of Serbo - Croat but what do I have to lose?' So he stays and finds himself with one other candidate.
Everyone else has gone.
Bill Gates joined them and said 'Apparently you are the only two candidates who speak Serbo - Croat, so I'd now like to hear you have a conversation together in that language.'
Calmly, Arun turns to the other candidate and says 'Kaisa hai re tu'
The other candidate answers 'Accha hai re' July 15 Bir Ödev HikâyesiBu yaşanmış bir hikâyedir.
Olayın kahramanının adı, kendi isteği üzerine gizli tutulmuştur.
14, 12 ve 3 yaşlarında üç çocuk annesi bir kadınım.
O yıl üniversiteyi bitirmek üzereydim.
Sosyoloji öğretmenimiz, sahip olan herkese zarafet kazandıracak, ilham verici niteliklere sahip biriydi.
Bize son verdiği son projenin adı "tebessüm"dü. Öğrencilerinden istediği şey, dışarıda tanımadığımız rastgele üç kişiye tebessüm etmemiz, tepkilerini raporumuza yazmamızdı.
Ben zaten yapı olarak tanıdığım-tanımadığım herkese gülümseyerek bakan ve hattâ bazen merhaba bile diyen biri olduğum için bu ödev benim için çantada keklikti.
Ödevin verildiği hafta sonuydu. Kocam ve en küçük çocuğumuzla -her pazar yaptığımız gibi- yakınlarımızdaki bir avm'ye gittik, haftalık alışverişimizi yaptıktan sonra bir fast-food salonuna girdik. Bilirsiniz; bu, bizim gibi pek çok ailenin haftalık eğlencesidir.
Yiyeceklerimizi-içeceklerimizi almak üzere kuyruğa girdik ve beklemeye başladık. Sıra adım adım ilerlerken birden bir hareketlenme oldu. Önce arkamızdakiler, sonra önümüzdeki insanlar sıradan ayrılıp duvar kenarına yığıldılar. Baktım: kocam ve çocuğum da o tarafa gitmişlerdi. Sırada bir ben kalmıştım. İçimi korku kapladı. Onları neyin kaçırdığını görmek için başımı arkaya çevirirken sırtımın ürperdiğini hissediyordum.
Daha başımı çevirirken çok fena bir kirli vücut kokusu aldım. Evet! Arkamda kirli-paslı, yırtık-pırtık üstleriyle, saçları sakallarına karışmış iki evsiz adam dikiliyordu.
Onları görür görmez, bana daha yakın mesafede duran kısa boylu olanı ile göz göze geldim:
Gülümsüyordu.
O -gülümseyerek- hoşgörülü bir "kabûl" bekleyen çekingen elâ gözlerde birden sanki Allah'ı görmüştüm.
Döndü, kasiyere "iyi günler" dedi ve elindeki bozuklukları saymaya başladı.
O arada arkasında duran arkadaşı elleriyle oynuyordu. Zekâ özürlü olduğu aşikârdı. Belli ki arkadaşı ona göz-kulak oluyordu. İçim öyle acıdı ki...
Kasadaki hanım, elindeki bozuklukları uzatan adama "ne istediğini" sordu.
"İki kahve" dedi adam. Belli ki elindeki para ancak bu kadarına yetiyordu.
Dışarıda hava soğuktu ve salonda oturup biraz ısınabilmek için birşeyler almak zorundaydılar.
O an elâ gözlü küçük adama sarılmak için içimde kuvvetli bir arzu hissettim. Ve insanların sorgulayan bakışlarına aldırmadan ona sarıldım.
Sonra kasadaki hanıma kendimiz için üç, ikisi için iki tabak siparişi verdim. Kendimizinkilerin olduğu tepsiyi kocama uzattım, onlarınkini alıp oturacakları masaya kadar eşlik ettim, tepsiyi masalarına bıraktım ve adamcağızın buz kesmiş elini tuttum.
Oturduğu yerden başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu. Yine de gülümsüyordu. Zor duyulur bir sesle "sağolun" diyebildi. Ellerini biraz daha sıktım, eğildim ve kulağına fısıldadım. "Bunları ben kendim yapmadım" dedim gözlerim dolarak, "Sana ümit vermek için Allah yaptırdı."
Kocamın ve çocuğumun oturduğu masaya yürürken daha fazla kendimi tutamayıp ağlamaya başlamıştım. Eşim elimi tutup beni oturttu ve elleriyle göz yaşlarımı silerken bana şimdiye kadar hiç bakmadığı şekilde bakıyordu. Orada öyle el ele ne kadar oturduk hatırlamıyorum. Ama o günü, o iki adamı ve gülümseyen gözlerden içime akan Allah'ın sımsıcak sevgisini hiç unutamıyorum.
Ertesi hafta projemi profesöre verdim. Okuduktan sonra başını kaldırdı, yüzümü biraz inceledikten sonra sordu: "projeni sınıfla paylaşabilir miyim?"
Yavaşça başımı salladım.
Sınıftakiler dolu gözlerle onu dinlerken ben düşüncelere dalmıştım:
Hepimiz Rabbimizden bir nefes taşıyorduk. O, bazen aramızdan birine bu nefesi dolaysız hissettirdiğinde, hem olayı yaşayanın, hem şahit olanların, hem dinleyenlerin gözleri elinde olmadan, farkına varmadan doluveriyordu. Böylesi bir güzellik bu defa benim başıma gelmişti. Kimbilir başka kimler, nerelerde, başka ne güzellikler yaşıyordu ki, dünya -belki de- bu güzelliklerin hatırına dönmeye devam ediyordu.
Breakfast, ExZone
This is a good story and is true.
I am a mother of three (ages 14, 12, 3) and have recently completed my college degree. The last class I had to take was Sociology.
The teacher was absolutely inspiring with the qualities that I wish every human being had been graced with.
Her last project of the term was called, 'Smile.'
The class was asked to go out and smile at three people and document their reactions.
I am a very friendly person and always smile at e veryone and say hello anyway. So, I thought this would be a piece of cake, literally.
Soon after we were assigned the project, my husband, youngest son, and I went out to McDonald's one crisp March morning.
It was just our way of sharing special playtime with our son.
We were standing in line, waiting to be served, when all of a sudden everyone around us began to back away, and then even my husband did.
I did not move an inch... An overwhelming feeling of panic welled up inside of me as I turned to see why they had moved.
As I turned around I smelled a horrible 'dirty body' smell, and there standing behind me were two poor homeless men.
As I looked down at the short gentleman, close to me, he was 'smiling'. His beautiful sky blue eyes were full of God's Light as he searched for acceptance.
He said, 'Good day' as he counted the few coins he had been clutching.
The second man fumbled with his hands as he stood behind his friend. I realized the second man was mentally challenged and the blue-eyed gentleman was his salvation.
I held my tears as I stood there with them. The young lady at the counter asked him what they wanted. He said, 'Coffee is all Miss' because that was all they could afford. (If they wanted to sit in the restaurant and warm up, they had to buy something. He just wanted to be warm).
Then I really felt it - the compulsion was so great I almost reached out and embraced the little man with the blue eyes.
That is when I noticed all eyes in the restaurant were set on me, judging my every action.
I smiled and asked the young lady behind the counter to give me two more breakfast meals on a separate tray.
I then walked around the corner to the table that the men had chosen as a resting spot. I put the tray on the table and laid my hand on the blue-eyed gentleman's cold hand.
He looked up at me, with tears in his eyes, and said, 'Thank you.'
I leaned over, began to pat his hand and said, 'I did not do this for you. God is here working through me to give you hope.'
I started to cry as I walked away to join my husband and son. When I sat down my husband smiled at me and said, 'That is why God gave you to me, Honey, to give me hope.'
We held hands for a moment and at that time, we knew that only because of the Grace that we had been given were we able to give.
We are not church goers, but we are believers. That day showed me the pure Light of God's sweet love.
I returned to college, on the last evening of class, with this story in hand.
I turned in 'my project' and the instructor read it. Then she looked up at me and said, 'Can I share this?'
I slowly nodded as she got the attention of the class. She began to read and that is when I knew that we as human beings and being part of God share this need to heal people and to be healed.
In my own way I had touched the people at McDonald's, my son, instructor, and every soul that shared the classroom on the last night I spent as a college student.
I graduated with one of the biggest lessons I would ever learn : Unconditional Acceptance :
Much love and compassion is sent to each and every person who may read this and learn how to Love people and use things - not love things and use people. July 08 Basit Bir Ameliyat Olacak :-)Küçük bir kasaba hastanesiydi.
Adam var gücüyle tekerlekli sandalyesini sürerek koridoru geçti ve hızla çıkış kapısından çıkmak üzereydi ki, iri kıyım bir hemşire önüne geçip onu durdurdu.
"Nereye Mehmet bey? Siz birazdan ameliyata girmeyecek miydiniz?"
Adam dehşetle açılmış gözleriyle cevap vermeye çalışırken, bir yandan da hemşireyi geçmeye çalışıyordu:
"Hemşire 'basit bir ameliyat olacak, endişelenmeyin, çok güzel geçecek' dedi"
İri kıyım hemşire, yeni bir hamleyle yanından geçmeye çalışan hastanın önünü yine keserek kaşlarını çattı:
"İyi ya! Sizi rahatlatmaya çalışıyormuş. Bunda korkacak ne var?"
"İyi de" dedi hasta, "benimle değil, ameliyatı yapacak doktorla konuşuyordu."
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
"Simple Operation", Funlok
A man was wheeling himself frantically down the hall of the hospital in his wheelchair, just before his operation. A nurse stopped him and asked, "What's the matter?"
He said, "I heard the nurse say, 'It's a very simple operation, don't worry, I'm sure it will be all right.'"
"She was just trying to comfort you, what's so frightening about that?"
"She wasn't talking to me. She was talking to the doctor!" July 02 Dede-Torun Muhabbetleri :-)Dede-torun oturmuş sohbet ediyorlardı. Küçük kız sordu:
"Seni Allah mı yaptı dede?"
Dede 'yaptı' lafına genişçe gülümsedi:
"Evet tatlım, beni Allah yaptı"
Ufaklık kalktı annesinin masasındaki ufak aynayı alıp geldi:
"Beni de mi Allah yaptı?"
"Eveet" dedi dede, torununu gözleriyle severek.
Küçük kız biraz daha baktı aynaya. Sonra döndü dedesinin yüzünü inceledi:
"Biliyor musun dede, Allah gittikçe daha güzel yapıyor."
Little Girl With Grandpa, Funny Jokes A grandfather and granddaughter were sitting and talking when the young girl asked, "Did God make you, Grandpa?"
"Yes, God made me," the grandfather answered.
A few minutes later, the little girl asked him, "Did God make me too?" "Yes, He did," the older man answered.
For a few minutes, the little girl seemed to be studying her grandpa, as well as her own reflection in the mirror, while her grandfather wondered what was running through her mind.
At last she spoke up. "You know, Grandpa," she said,
"God's doing a lot better job lately." June 16 Murphy'nin Kanunları - Kızlar Bölümü1. Bir kızı güzel bulduysanız, sizi teyid etmek adına - mutlaka bir erkeği vardır.
2. Tanıştığınız kız ne kadar güzelse, sizi o kadar çabuk terk edecektir.
3. Kız daha fazla makyajlıysa, daha çirkindir.
4. Dünyadaki kızların %99'u güzeldir. Kalan %1'i mutlaka size düşer. Bu, %100 geçerli bir kuraldır.
5. Güzel bir kızın yanında duran çocuk asla onun abisi olamaz.
6. Sevdiğiniz güzel bir kız -kazara- sizi seviyorsa, bunu on yıl geçip siz evlendikten sonra söyler.
7. Bir kıza ne kadar ilgi duymazsanız, o, o oranda size ilgi duyar. (İzafiyet teorisi: ne kadar kovalarsanız, o kadar kaçar.)
8. Kural-1: Ona hislerinizi söyleyeceğiniz anda eski bir sevgilisini hatırlar.
Kural-1'e ilave: Ona hislerinizi söylemekte ne kadar çok çekinirseniz, eski sevgilisinin her alanda sizden daha iyi olduğunu düşünecektir. (en az dokuza bir)
9. Hoşlandığınız kız
- Üstünüz başınızın berbat olduğu bir an,
- Hayatınızda ilk defa dişlerinizi fırçalamayı unuttuğunuz bir gün,
- Banyo yapamadığınız bir gün mutlaka karşınıza çıkar.
10. Bütün iyi kızlar evlenmiştir. Kalanları çevrenize doluşup sağlığını ve paranı didikledikten sonra seni bir enkaz halinde bırakıp giderler.
11. Bir kızı ne kadar ciddi severseniz, annesi veya babası o kadar ciddi sizden nefret eder. Murphy's Lows On Girls
1. If u think a girl is beautiful, she'll always have a boyfriend to confirm that
2. the nicer she is...the quicker u will be dumped!!!!!
3. The more the makeup, worse the looks...
4. "99% of the girls in this world are beautiful. Remaining 1% would always be in your company.".................100% true
5. The guy standing next to a beautiful girl can never be her brother.
6. If by any chance the girl you like , likes you too, she will let you know in about 10 years from now ,when you are committed..
7. The more you ignore a girl, the more she'll want to be friends with you.
8. Theory of relativity......
The more u run towards a hot chick....the more she goes away from u...
9. Rule 1: Even if you got her out alone... just when you are about to let her know about your feelings...she will spot a long lost friend( I guess from Kumbh ka Mela)
Corollary to rule 1: The more desperate you are to tell your feelings to a girl on a private chat, the more probability the long lost friend she discovered is a handsome superman, who beats you in everything 9:1
Axiom 1: The more dedicated you are to the girl, the longer it takes before things work out, but ultimately it will (somesmile for the guys)
10. the day the chick you really like comes and speaks to you will be the day when-
1. You are dressed badly
2. You forgot to brush your teeth for the first time in your life
3.Have a bad hair day
11. all the good girls are either nuns or married .the rest go around with u and ruin ur money,health and leave u a total wreck.
12. the more seriously u like a girl...the more seriously her dad will hate u
13. the love you shower a girl with is directly proportional to the number of bullets her dad will be showering at you May 22 Allah'ım Bana 200 LiraHasan askere gider. Bakar; arkadaşları aileleriyle konusuyor, para istiyor, fakat bizim Hasan'ın kimi kimsesi yok ki telefon etsin, para istesin. Bir gün bu işe fena halde içerler ve oturur Allah'u tealaya mektup yazar.
'ALLAH'ım, halim sana ayan, kimim kimsem yok biliyosun, ne olur bana 200 lira.' Hasan kapatır zarfı, yazar üstüne 'Hasandan Rabbine', atar posta kutusuna. Tabi asker mektubu incelenir; subaylar bi bakarlar birliklerinde gariban bir asker. Subaylardan biri 'beyler, bizim birliğe gariban bir asker gelmiş, herkes biraz para koysun zarfa' der. 200 lira değil, 150 lira çıkar. Koyarlar zarfa, yazarlar üstüne 'Rabbinden Hasana'... Aslanım Hasan alır mektubun, bakar ki içinde 150 lira. Oturur, Allah'u tealaya ikinci mektubu döşer. 'ALLAH'ım mektubunu aldım, çok teşekkür ederim. Şimdi sana bi adres verecem, parayı bundan sonra oraya gönder. Bu hırsız subaylar içinden çalıyo...' April 25 İstanbul Gibimâviyi bilir misin? bilirsin. işte onun gibi...
mâviyi sever misin? seversin. sevdiğin her tonu gibi... bazen açık, bazen koyu. mâvi gibi işte. mâvi. istanbul. bilirsin işte... kedi sever misin? sevmezsen de sev. iyidir kediler.
çoğu zaman komiktirler de; farkına varmak zordur. sevmezsen de sev, e mi? teşekkürler... kedi gibi işte. bilemediğin, bazen korktuğun, tedirgin olduğun, bazen de komik olan, ama aslında hep iyi olan... bilirsin işte, İstanbul : kedi gibi. e kadınlar da kedi gibi zaten: bir bakmışsın coşmuş, bir bakmışsın durulmuş... istanbul da dişi değil mi zaten? al sana kedi. iyidir kedi... bulut gibi. kuş gibi.
sen gibi. ben gibi. masaldan çıkmış bir cümle gibi. hangisini en çok seviyorsan, onun gibi. neşeli bir şarkı çalarken, bir anda hüzünlü bir alaturka melodi çalmaya başlaması gibi.
canının kahve istemesi gibi. yanına azıcık deniz, bir de can dostum olsun demen gibi. hayat ne zor. insanlar ne zor. anlamak ne zor. herşey ne zor. derken... aşk ne güzel demen gibi. kendini aptal gibi hissetmen, belki bazen tırnaklarını yemen, sabahları uyanmayıp bütün gün yatakta uyumak istemen gibi. yalnızsın -zannediyorsun- ya bazen, yanlış o düşündüğün. hiç yalnız değilsin aslında. o senin kendi zırvalaman. bazen, kendi kendine kazdığın çukurların içine düşüp, başkalarında arama kabahati. hep daha kolay, başkalarını suçlamak. yapma. sen var ya : şahanesin de haberin yok. canın isterse. kedileri de sevmezsen sevme. canın isterse... görüyor musun, bak: istanbul böyle işte, konudan konuya atlatıp durur insanı.
sen bana istanbul de yeter ki... April 07 Farkında Olmalı İnsanFarkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen... Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli. Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nisbetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli. Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Kendisine Bahşedilmiş Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra. Azrail'in Her An Sürpriz Yapa bileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli. Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli. Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli. Fark Etmeli: Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür. Can Yücel
March 23 40 Yaş Üstü KadınlarAndy Rooney der ki:
yaşım ilerledikçe, en çok 40 yaşını aşmış kadınlara değer vermeye başladım. İşte bunun sebeplerinden bazıları. 40 yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp 'ne düşünüyorsun?' diye sormaz. Umurunda değildir çünkü ne düşündüğünüz. 40 yaşını aşmış bir kadın TV deki maçı seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV'nin karşısında yanınızda oturmaz. Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan bir şeydir. 40 yaşını aşmış bir kadın kendini yeterince iyi tanır ve kendinden emindir. Kim olduğunu, ne olduğunu, ne istediğini, ve kimden istediğini bilir. 40 yaşını aşmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser. 40 yaş üstü kadın çoğunlukla büyük aşklara, ömür boyu sürecek bağlılıklara doymuştur. Hayatında en son ihtiyacı olduğu şey bir başka mız mız, devamlı söylenen, ne yapacağına karışan, yapışkan bir âşıktır. 40 yaşını aşmış kadın, ağırbaşlıdır. Bir operanın ortasında ya da pahalı bir restoranda sizinle çığlık çığlığa kavga etmesi çok nadirdir. Ha tabi hak ettiyseniz, sizi vururken de hiç tereddüt etmez; sonuçlarına katlanmayı da planlayarak. 40 yaşını aşmış kadın övgüler yağdırmakta çok bonkördür, çoğu hak edilmemiş bile olsa... Çünkü takdir edilmemenin ne olduğunu iyi bilir. 40 yaşını aşmış kadın sizi bayan arkadaşlarıyla rahatlıkla tanıştıracak kadar kendine güvenir. Daha genç bir kadın, en iyi arkadaşını bile görmezlikten gelebilir, yanındaki adama güvenmediği için. 40 yaşını aşmış bir kadın kıpkırmızı bir ruj sürdüğünde bu ona çok yakışır. Ama daha genç kadınlarda böyle değildir. Çiğ durur. 40 üstü kadınlar açık sözlü, doğrucu ve dürüsttürler. Onun için ne anlam taşıdığınızı merak etmenize gerek yoktur. Ne kadar geri zekâlı olduğunuzu bir çırpıda açık açık söyleyiverir; gerçekten bir geri zekâlı gibi davrandıysanız. Kadınlar yaşları ilerledikçe medyumlaşırlar. Ona günah çıkarmanıza Hiç gerek yoktur. Onlar her haltınızı bilirler. 40 yaş üstü kadınlar artık sadece güzel değil, kafa dengidir de. :) March 19 Çanakkale ŞehitlerineÇanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı” Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Ostralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına, Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ... Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz. Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram? Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam. Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer; Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi; “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi. Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i... Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyetler eder istiab. “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına; Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle; Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Akif ERSOY |
|
|