Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 ![]() | 도움말 |
|
|
9월 30일 Birgün Hepimiz Bu Başrolde Oynayacağız
Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Birden geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin "az sonra"lar havada asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinalığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahcup. Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana giren, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi.
"Daha dün konuşmuştuk ama..." diyorsun. "Ama nasıl olur!"lar çekip çekiştiriyor iki yakanı.
"hiç beklenmedik bir ölüm!" "Vakitsiz" "Erken!" "Sürpriz!"
İşine ara vereceksin bugün... Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım.
"Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış" dedin. "Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık."
"Rahmetli..." sıfatını, ismimin üzerine yumuşak bir sal gibi atıvereceksin.
İki yakasında da eksiğim İstanbul’un.
Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben oldum diye şeritleri eksilmedi otoyolların.
Hayret! Ben öldüm bu defa... Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen.
Gitsen de bir gitmesen de bir, bir cenaze olacak cami avlularından birinde...
Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra. Dediği gibi şairin, bir musallalık saltanatım bu benim. Başroldeyim. Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine toprak atılan adamı... Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı... Hüzünlerin müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı.... Elbiseleri evden çıkarılacak adamı... Ben oynayacağım.
Yatağı soğuk kalacak adamı... Akşam eve dönmeyecek adamı... Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı... Sofrada yeri olmayacak adamı... Adı telefon rehberinden silinecek adamı... Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı... Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı... Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... "Adı neydi... Hani..!" diye yokluğu kanıksanacak adamı... Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturulan adamı... Ben oynuyorum bugün...
Sahnedeyim. Beklerim. En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.
İşte davetiyen:
Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında, içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün, kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan, kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların çatlaklarından giren, hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen, güzelliğini aynalarda arayan, ilahi emirlere üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız Ismet Soner...
doğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun suredir yatalak olmasına yol açan "her nefis ölümü tadacaktır!" yarasından, ömür boyu sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan ayrıl[maya ayarlan]mıştır.
Cenazesi -umulur ki- en yakın zamanda, sızılarının köşe başında kılınan cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözlerden (sonra da gönüllerden) uzak bir yerde unutuluş toprağına gömülecektir.
Senai Demirci
9월 26일 Yitik Ruhlarımıza Ağıt
İlahi!...
Servet Hocaoğulları
9월 25일 Beş Yıldızlı Otelde Kalmamak İçin Sebepler :)- Şimdi ne almak isterdiniz: Meyve suyu, soda, çay, sıcak çikolata, kahve?
- Çay alayım lütfen.
- Seylan çayı, bitki çayı, buzlu çay?
- Seylan çayı alayım.
- Nasıl tercih edersiniz: Siyah, yeşil?
- Siyah.
- Süt veya krema ilave etmemi ister misiniz?
- Süt lütfen.
- İnek sütü, koyun sütü, keçi sütü, deve sütü?
- İnek sütü olsun.
- Soğuk ülke ineği sütü mü, sıcak ülke ineği sütü mü olsun?
- Vazgeçtim, sütsüz olsun kardeşim, öf!..
- Şeker mi, tatlandırıcı mı, bal mı?
- Şeker!..
- Pancar şekeri mi, kamış şekeri mi?
- Pancar şekeri. Tövbe tövbe!..
- Beyaz şeker mi, sarı mı, kahverengi mi?
- Boşver çayı kardeşim, bana sen en iyisi bir su ver.
- Normal su mu, mineralli su mu olsun?
- İyi hadi mineralli su ver.
- Meyveli mi, sade mi?
- Senin çayına da, suyuna da... (Biiiiiip)!..
-- TERCÜME 9월 21일 Dört Hanımla Evlilik Serbest Olsaydı Ne Olurdu?Bir gün oduncu nehrin kenarında kurumuş ağaç dalları kesiyordu... ki baltasını nehre düşürüverdi. Azgın nehirden onu çıkarmasının imkanı yoktu. Ağlamaya başladı... ki Rabbisinin sesini duydu. Rabbisi onun neden ağladığını bilip dururken sordu:
- Neden ağlıyorsun?
Oduncu şaşkın; bir yandan kolunun yeniyle gözlerindeki yaşları silerken diğer eliyle nehri gösterdi ve
- Ya Rabbim, baltamı nehre düşürdüm. Ben onunla evimi geçindiriyordum.
Nehirden tamamı altın bir balta yükseldi ve oduncunun yanına kondu.
- Ağlama artık. Bu muydu, düşürdüğün balta?
Oduncu baltaya baktı,
- Yo, bu değildi. Bu da başkasının düşürdüğü bir balta olmalı.
Nehirden bu defa tamamı gümüş bir balta yükseldi ve oduncunun yanına kondu.
- Bu muydu senin baltan?
- Yo, bu da değildi. Bunu da bir başkası düşürmüş olmalı.
Son olarak nehirden ağaç saplı, demirden bir balta yükselip oduncunun yanına kondu.
- Hah! Buydu.
diye sevinçle zıpladı oduncu. Rabbisi kulunun dürüstlüğü ve tokgözlülüğünden hoşnut, baltaların üçünü de ona hediye ettiğini, altın ve gümüş olanı da almasını istedi.
Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Yine bir gün oduncu bu defa hanımıyla beraber nehir kenarından köye giderken, hanımının ayağı kaydı ve nehre düştü. Oduncu hop oraya hop buraya koşuyor ama azgın nehre de atlayıp hanımını kurtaramıyor, zaten atlasa kendi de boğulacak, çaresizlikten iki gözü iki çeşme hanımı çıkıversin diye azgın sulara bakıyor, bir yandan da "Allah'ım, Allah'ım! N'olur yardım et." diye dualar ediyordu. O an yine Rabbisinin sesini duydu:
- N'oldu, neden ağlıyorsun?
- Ya Rabbim! Hanımım... Hanımım nehre düştü. N'olur onu kurtar!
Nehirden baygın bir kadın yükseldi, oduncunun yanına kondu. Ama: O da ne? Bu hanımı değil, Jennifer Lopez. Rabbisi sordu:
- Bu mu hanımın?
Oduncu derin bir iç geçirdi. Gözleri yaşlı, duyulur-duyulmaz bir sesle "Evet Rabbim" dedi. Rabbisi kızdı:
- Yalan söylüyorsun! Bu senin hanımın değil!
Oduncu utançtan boynu bükük, hâlâ ağlamaklı:
- Biliyorum Rabbim. Ama bu değil deseydim o vakit nehirden Hülya Avşar'ı çıkaracaktın. O da değil deyince hanımımı çıkaracak ve üçünü de bana hediye edecektin. Ben kendi hanımıma zor bakarken üçüyle nasıl baş ederdim?
TERCÜME 9월 19일 Büyükbabamın Hayat Dersleri
"Bak evladım" demişti bir Ramazan ikindisi ak sakallı pamuk dedem, bir cami avlusunda ikindi namazı sonrası, yanyana ağaçları seyredip kuşları dinlerken, "Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar. Ama sen istersen benim hayattan çıkardığım dersleri kulağına küpe et. Olur ya, içlerinden bazılarını yeri geldiği zaman kullanırsın." — Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı... Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
— İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma... Unutma; gerçek sevgi tanıdıkça büyüyen sevgidir.
— Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çekersin.
— Diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
— Güvenmediğin biriyle asla flört etme.
— Güvenmediğin kimseye, aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
— Yanlışını yakaladığın kişinin düzelmeyebileceğini göz önünde bulundur.
— Sır tut.
— İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri belirle.
— Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
— Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için kararını değiştirme.
— Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı? Fazla üzülme, sorun sen olmayabilirsin.
— Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et. Aradaki çizgi çok incedir.
— Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
— Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
— Kendini öven insanlardan kaç. Seni öven insanların samimiyetini gözden geçir.
— Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
— İstediğini almak için hiçbir zaman duygu sömürüsü yapma.
— Karşındakinin doğruyu söylediği konusunda aceleci olma.
— Sana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
— Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
— Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
— Güneşe ve çocuklara bakarak hayata ve geleceğe gülümse.
— Bir insanı kaybettim diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
— Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
— Sorunun olduğunda, zaman ayırıp seni dinleyenlerin öğütlerini gözardı etme.
ALINTIDIR
9월 16일 Hızır Olduğunu Söylerim
Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte… İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Genç, ihtiyar cemaatin arasından geçiyor, onlardan biri gibi… Gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta... Adam bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak… Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:
Rabbim bizi sevdiklerinden etsin.
ALINTIDIR
9월 15일 Çocuk Olmak İsterdim
Çocuk olmak isterdim… Hayatin güzelliklerine varan, kötülüklerden bihaber, rahmetin ulaştığı yerde sevgiyle yoğrulmuş bir çocuk; zihninde tertemiz düşünceleriyle, kalbinde nefret, vücudunda zahmet olmayan bir çocuk…
Hayata çocuk gözüyle bakabilmek; bayramda alınan yeni ayakkabının zevki, yeni elbiselerin verdiği mükemmel heyecanı yaşayabilmek, top koşturmak, çizgi film izlemek, zıplamak, salıncağa binmek, yere düşünce gülerek kalkabilmek, sevgiyle uçmak isteyen bir çocuk…
Geçmişte takılı kalmayan, geleceğe dair planları olmayan, sadece bugünü yaşayan, gerçekleri hayalleriyle karışık, zamanı hep o anda kalan, kahramanları hep iyi, sıcaklığıyla etrafını ısıtan, ışığıyla karanlığı dağıtan ve aydınlatan çocuk…
Çocuk olmak isterdim; kendi çıkarını hiçe sayan, sadece bir şekere dünyayı kurtaran, aldanan fakat aldatmayan, yalan nedir bilmeyen, samimiyetle inanan kalpten bir bismillah ile işe başlayan çocuk…
Çocuk olmak isterdim; sevilen, saçı okşanan, yanağından bir makas alınan öpülmenin mutluluğuyla insanlara sımsıkı sarılan, hayata hayattakilere umutla bakan çocuk…
Anne şefkatine sığınan, annenin tatlı tokadı ile anne diye ağlayarak annenin sıcacık kucağına sarılan, büyük bir istekle babadan balık tutmasını öğrenen, kardeşiyle soğuk gecede sıcak ekmeğini paylaşan aile saadetini yaşayan çocuk...
Çocuk penceresiyle bakmak isterdim dünyaya; kuşlarla uçmak çiçeklerle konuşmak, yağmurla sağanak olmak, gökyüzünde uçan bir bulut, gemilere yol gösteren bir yıldız, bembeyaz ışığıyla etrafı aydınlatan bir ay…
9월 7일 Video: Kadınlar da Erkeklerin Yaptığı Her İşi Yapabilir (mi?)Alın size masum bir zıpırlık hikayesi. Herkesi gülümsetecektir. İnsanları, temiz ruhlarına zarar vermeden gülümsetenlere teşekkürler.
http://www.funzu.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2457&Itemid=31 --
9월 6일 SöylentiAysel hanım, komşusu Perihan hanım hakkında bir haber duymuştu. A-a! Ne tuhaf şeyler oluyordu dünyada. Bir arkadaşına söyledi. Sonra başka bir arkadaşına. Sonraki gün birine daha... Bir hafta sonra, bütün kasaba haberden haberdardı. Perihan hanım kulağına çalınan ve kimden çıktığını bilemediği bu söylentilerden öyle etkilenmişti ki... Kimsenin yüzüne bakacak hali kalmamış, evden dışarı çıkamıyordu.
Aradan İki hafta geçti. Aysel hanım komşusu hakkında duyduğu haberin tamamen asılsız olduğunu öğrendi. Artık çok üzgündü. Bu hatasını tamir etmenin bir yolu olmalıydı. Durumunu annesine açtı, hatasını nasıl tamir edebileceğini sordu.
Annesi ona kuş tüyü bir yastık verdi ve kasabanın diğer ucuna gidip, eve kadar tüyleri döke döke gelmesini istedi. Hatasını tamir etmenin sihirli bir yoludur ümidiyle, Aysel hanım annesinin dediğini yaparak eve geldi. Annesi o serptiği tüylerin yaydığı dedikodu olduğunu, şimdi yine kasabanın diğer ucuna gidip döktüğü tüyleri toplayarak gelmesini istedi.
Aysel hanım eve geldiğinde ağlıyordu.
Elinde sadece bir avuç tüy vardı. Diğerleri rüzgârla savrulmuş, kaybolmuşlardı.
"Bu iftirayı işittiğikleri zaman, iman eden erkekler ve kadınlar; kendi din kardeşleri hakkında iyi zan besleyip, 'bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?" (Nur, 12) -- DERLEMEDİR 9월 5일 Dünyayı Yeşile BoyamakÇok zengindi. Tek derdi vardı: Gözleri müthiş ağrıyordu. En donanımlı hastanelerde, en ileri teknikleri kullanan, en tecrübeli doktorlar bu ağrılarına bir çare bulamamıştı.
Bir şifacının adını duydu. Belki o bir çare bulabilirdi. Gerçekten de şifacı derdini hemen anladı ve reçeteyi verdi: Bir müddet sadece yeşil renklere odaklanması gerekiyordu. Başka hiçbir renge bakmamalıydı.
Şifacı birkaç hafta sonra hastasını ziyarete gitti. Gördüklerine şaşırdı: Evin duvarları, kapıları, pencereleri, hatta ev eşyaları tamamen yeşile boyanmış veya yeşil örtülerle kaplanmıştı. Kapıyı açan hizmetçi de yeşil giyinmiş, üzerinde kırmızı ve mavi renkli elbiseyle gelen şifacıya da yeşil bir pelerin vermiş, giymesini istemişti.
Birazdan hastası da yeşil bir kıyafet içinde geldi, şifacıya teşekkür etti. Ağrıları gerçekten geçmişti. "Evi bu hale getirmek epey uğraştırdı, dışarı da hiç çıkmadım. Ama değdi." dedi. Şifacı hastasını kırmamaya çalışarak, kibarca gülümsedi: "Hay Allah! Yeşil camlı bir gözlük alsaydınız keşke..."
Dünyaya bakış açımızı değiştirirsek, gördüklerimiz bizi daha az rahatsız edecektir.
İnsanları, olayları değiştirmek boş bir gayrettir. Oysa onlara bakışımızı değiştirmek belki zordur, ama mümkündür.
-- TERCÜME 9월 2일 İki Ucu Pis Değnek HalleriBilmem bu söylediğimi o zaman hatırlayabilecek misiniz;
ama siz siz olun, kötü bir gün geçirdiğinizde
-ki böyle günlerinizin geçmişte olduğu gibi, gelecekte de eksik olmayacağından emin olabilirsiniz-
"durumunuz ne kadar kötü, daha kötüsü de olabilir miydi?" diye bir düşünün.
Bu, kendinizi iyi hissetmenizi sağlamayacaktır elbet. Ancak durumunuzla baş edebilmek için gerekli enerjiyi vereceğinden emin olabilirsiniz. İzleyin :)
|
|
|