Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 도구 도움말

블로그


    4월 29일

    Farzedin 1908 Yılındasınız. Buyurun; O Zamanın Fıkraları :)

     
     
    100 Yıl Öncesinin Sağlık Fıkraları
    Nasıl öldürüyor?

    Bir hekimi gece yarısı bir hastaya çağırırlar. Hekim derhal evinden çıkar, ama ihtiyat olmak üzere geceleri yanında taşımayı adet edindiği tabancasını telaşla almayı unutmuş olduğundan yarı yoldan dönüp silahını alır. Bu yüzden biraz geciktiğinden hasta sahibine durumu açıklamak ihtiyacı hisseder;

    - Tabancamı almayı unutmuşum da, yarı yoldan dönmek zorunda kaldım, onun için geciktim.

    Hasta sahibi dalgın mırıldanır;

    - Ya! Demek ilaçla öldüremediğiniz hastalar da oluyor.

    Bir taşla iki hasta

    Tabibin biri hayli uzak bir  yere çağrılmış. Kendini çağıran kadının;

    - Sizi bu kadar uzak yere kadar yorduğumuz için kusurumuza bakmayın, demesi üzerine hekim kadının üzülmemesi için cevap vermiş;

    - Yok canım! Zaten bu semtte ağırca bir hastam daha vardı. Bir taşla iki kuş öldürmüş oldum.

    Şükran borcu

    Hasta kendisini sağlığına kavuşturan doktoruna teşekkür ediyor;

    - Doktor efendi, doğrusu size o kadar borçluyum ki ömrüm oldukça ödeyemem!

    - Abartmayınız efendim, topu topu 500 kuruş.

    Vasiyet

    Ağır hasta olan arkadaşına yaptığı ziyareti uzattıkça uzatır. Nihayet izin isteyip kalkarken üzüntülü bir ifade takınarak sorar;

    - Bir vasiyetin var mı sevgili biraderim?

    - Evet, benden sonra bir hastayı yoklamaya gittiğinde yanında çok oturma.

     

    Mevzu koca olunca
     

    Tabip muayene ettiği kadının oğluna annesinin dul olup olmadığını sorar ve;

    - Valide hanımı mutlaka kocaya vermelisiniz. Hastalığının başkaca ilacı yoktur.

    Kadının oğlu:

    - Aman hekim efendi, altmışından sonra nasıl olur? deyince kadın söylenir;

    -Tövbe tövbe!… Ay oğul sen hekimden iyi mi bileceksin?
     
    Garaz karıya
     

    Adam karısına sıkı sıkıya tenbih eder;

    - Aman hanım! Hastalığım bulaşıcı ve tehlikeliymiş. Odama senden başka kimse girmesin.

     

    Azrail
     

    Bir Arabın birkaç evladı varmış. İçlerinden biri lafazan olduğundan babasının bununla birarada bulunmaya mecali yetmezmiş. Bir gün adam hastalanır, evladı etrafına toplanıp;

    - Baba, ruhsat verseniz de kardeşimizi de çağırsak, derler. Adam;

    - Aman, kalsın. O beni daha çok hasta eder, derse de çocuklarının rica ve ısrarları üzerine izin verir.
    Getirirler. Çocuk babasının yanına oturur oturmaz;

    - Vaah babacığım! Ölüyorsun ha? Aman durma kelime-i şahadet getir ki cehennemden azad, cennete dahil olasın! Ben sana dün gelecektim, ama ahbabdan bir zat tavuk kızartması, keşkek, mercimek pilavı, güllaç, baklava, paluze pişirip beni davet etmişti de onun için gelemedim…

    diye devam edip giderken adam örtüsünü üzerine çekerek;

    - Aman beni örtün, öleyim. Bu oğlan Azrail'i de geçti!

     

    Eşkiya usulü
     

    Nikris illetine müptela olduğu için daima fayton ile gezen taşralı bir zengin bir gün eşkiya tarafından kaçırılır. Kuru ekmeğe talim ettikten başka bir de hergün falakaya yatırılan adam 40 gün kadar sonra istenen fidye ödendiktenip de eşkiyanın elinden kurtulur kurtulmaz koşa koşa şehire gelir. Bırak yürümeyi koşabildiğini gören ahali;

    - Hele çok şükür, illetinizden de eser kalmamış. Ne ile savuşturdunuz? Diye sorduklarında;

    - Kırk gün kuru ekmek ve kırk sopa yeyip, nihayet tedavi ücreti olarak 1,000 lira vermekle…

     
    Letaif-i Zarif

    4월 28일

    Dost

     
     
    Kimselere söyleyemediğiniz şeyler oldu mu hiç, içinizi kemiren?
    Anlatabileceğiniz birini bulabildiniz mi;
    hiçbir şey söyleyemese de, dinleyen, sizi anlayan?
     
    Kendinizi tutmadan, İçinizden geldiği gibi ağlamak istediğiniz anlar oldu mu hiç?
    Omuzunda ağlayabileceğiniz birini bulabildiniz mi;
    hiç ayıplamadan omzunu veren, kendi gözleri de yaşaran?
     
    Merhum Âşık Veysel, dostu "kara toprak" gibi tarif etmiş.
    "Kara toprak" misali bir dost bulabilir miyiz?
    Birilerine "kara toprak" misali dost olabilir miyiz?
     
     
    Dost Bulabilmek Güzeldir.
     
    Dost Olabilmek Daha Güzeldir.
     
     
     

    4월 27일

    Öylemesine Sorulara Böylemesine Cevaplar :)

     
     
    Sinemadasınız. İş yerinden bir arkadaşınızla karşılaşıyorsunuz.
     
    - Hey, n'apıyorsun burada?
    - Bilmiyor muydun? Akşamları burada karaborsa bilet satıyorum.
     
    ***
     
    Otobüstesiniz. Hayli "balık eti" bir hanım, iğne topuğuyla ayağınıza basmış.
     
    - Afedersiniz. Acıdı mı?
    - Yo. Lokal anestezi yapmışlardı. İsterseniz bir daha basabilirsiniz.
     
    ***
     
    Cenaze merasimindesiniz. Biri bağıra çağıra ağlıyor.
     
    - Neden sen, neden? Bunca kişinin içinde neden sen?
    - Niye sen değil mesela.
     
    ***
     
    Lokantadasınız. Listede garip yemek isimleri var. Garsonunuz ise sizi beklemekten fenalık geçirmiş vaziyette.
     
    - Tereyağlı masala çorbası güzel bir şey mi?
    - Yo! Berbat bir şey. Zaten masala Hawai dilinde tükürük demek.
     
    ***
     
    Bir düğün vesilesiyle bütün akrabalar toplanmış. Çoğu yıllardır birbirini görmemiş. Annenizin halası sizi en son çocukken görmüş.
     
    - Haydaaar! Ne kadar da büyümüşsüün. Kocaman olmuşsun.
    - Siz de Saniye teyze, siz de.
     
    ***
     
    Genç kız,  arkadaşlarına "evleneceği" haberini veriyor. Herkes tebrik ediyor. Biri soruyor.
     
    - İyi bir çocuk mu?
    - Hayır! Karısını döven, duygusuz dangalağın teki. Parası için evleniyorum.
     
    ***
     
    Saat sabahın ikisi. Telefon çalıyor. Sıçrayarak uyanıyorsunuz.
     
    - Uyuyor muydun?
    - Yo! Bu saatte uykuyu nerden çıkardın? Afrikadaki Zulu kabilesi mutlu mu diye araştırma yapıyordum.
     

    Wise Answers to Stupid Questions, Cute Ashwini
    1. At the movies: When you meet acquaintances/ friends.
    Stupid Question:- Hey, what are you doing here?
    Answer:-Dont u know, I sell tickets in black over here.
    ------------
    2. In the bus: A heavy lady wearing pointed high-heeled shoes steps on your feet...
    Stupid Question -Sorry, did that hurt?
    Answer:-No, not at all, I'm on local anesthesia. Why don't you try again.
    ----------- 
    3. At a funeral: One of the teary-eyed people ask.
    Stupid Question:-Why, why him, of all people.
    Answer:-Why? Would it rather have been you?
    ------------
    4. At a restaurant: When you ask the waiter
    Stupid Question:-Is ! the "Paneer butter Masala" dish good??
    Answer:-No, its terrible and made of adulterated cement. We occassionaly also spit in it.
    ------------
    5. At a family get-together: When some distant aunt meets you after years...
    Stupid Question:- Munna, Chickoo, you've become so big.
    Answer:-Well you haven't particularly shrunk yourself
    ------------
    6. When a friend announces her wedding, and you ask.
    Stupid Question:- Is the guy you're marrying good?
    Answer:- No,he's a miserable wife-beating , insensitive lout...it's just the money.
    ------------
    7. When you get woken up at midnight by a phone call.
    Stupid Question:- Sorry. were you sleeping?
    Answer:- No. I was doing research on whether the Zulu tribes in Africa marry or not.You thought I was sleeping.... you dumb witted moron.

     
    4월 24일

    Video: Meditasyonun Bebekler Üzerindeki Etkisi :)

     
     
    Hepimizin ailesinde, yoksa çevresinde mutlaka böylesi bebekler vardır:
    uyku gözlerinden aktığı halde uyumamak için minik vücutlarından beklenmeyen, sinirleri zorlayacak kadar engin bir direniş enerjileri vardır.
    Belki de "uyuduklarında çok büyük bir eğlenceyi kaçırma korkusundan" dolayı  böyle yapıyorlardır, bilemem. Bir gün böyle uyku fobisi olan bir bebeği uyutmak zorunda kalırsanız bence onu uyutmamaya çalışın. Etkili bir yöntemdir.
    Hattâ uyuyamadığınız gecelerde bunu kendinizde de deneyebilirsiniz. :)
     
    Meditasyonun Bebekler Üzerindeki Etkisi
     
     
     
    4월 22일

    Video: Un Giorno Per Noi, Josh Groban

     
     
    Sebebini bilmeden (nedensiz) sevmemizi niye kimse garipsemez?
    Nasıl olur da hatalarını, sevinçlerini, kederlerini kendimizinkiler gibi görebilmekteyiz?
    Karşılaştığımız bütün kadınlarda az veya çok onu görmemizin bir açıklaması var mıdır?
    Ondan bıktığımızı düşündüğümüz zamanlar, aslında yaşamaktan yorulduğumuz test zamanları mıdır?
    Öyle olmasaydı, onsuz hayatın -ucundan kenarından- eksik olması başka neden olabilirdi?
    Veya onsuz kendimizi tarif edemememiz?
    Ölümden sonraki hayatta da onu tercih etmemiz sırf bir alışkanlıktan mıdır?
    "Eş" nedir?
    "Nasibin" esrarını çözebilen var mıdır?
      
     
     
    4월 20일

    "İçmezden Evvel Soyunun"

     
     
    Google Gruplara düşen bir fotoğrafta, Azerbaycan'da üretilen bir içkinin üzerindeki etikette yer alan "içmezden evvel soyunun" ibaresi haklı olarak insanları gülümsetti. Fotoğraftaki "içmezden evvel soyunun" ibaresi beni de aldı, ta çocukluğuma, çocukluğumuzdaki komşumuz "Tarzan Mehmet abi" 'ye götürdü.
     
    Tarzan Mehmet abi, trenle nakledilirken düşen kömürleri tren yolu boyunca toplar, at arabasına doldurur, onları satarak eşini ve üç kızını geçindirirdi.
    Annem, sokağımızın diğer teyzeleri gibi Tarzan Mehmet abinin hanımıyla komşu, abim büyük kızıyla birbirine platonik âşık, ben de -sokağımızın diğer çocuklarıyla beraber- küçük kızı ile arkadaştım.
     
    Tarzan Mehmet abi toplama kömürden kazandığı üç beş kuruşun yarısını da içkiye yatırır, evin geçimini hanımı ve büyük kızı konu komşuya dantel örerek sağlarlardı. E! Meret, şişede durduğu gibi durmuyor tabi. Hele ki tüy siklet Tarzan Mehmet abiyi galiba cin gibi çarpıyordu ki, içip de eve ulaşmayı başarabildiğinde, hava kış, zemheri soğuk olsa da soyunur, duvarsız bahçesinde parandeler, taklalar atar, mahallenin çocuklarını güldürür, ailesini utandırırdı. Daha çok utanmasınlar diye annelerimiz "gelin bakayım kör olmıyasıcalar" diye seslenerek bizi eve çağırır, ama biz bu muhteşem parodiyi kaçırmak istemez, pencereden gizlice seyreder, çok eğlenirdik.
     
    Daha sonra komşularımızı, arkadaşlarımızı, hatıralarımızı gönlümüze nakşedip ayrıldık o şehirden. Yıllar sonra bir vesileyle şehire yolum düştüğünde, sokağımızı da ziyaret ettim. Hayrete mucip bir şekilde sokak 25 yıl sonra bile hiç değişmemişti. Sadece Tarzan Mehmet abilerin evinde ve bizim oturduğumuz evde başka aileler oturuyordu.
     
    Birgün bir ev inşaatının yanındaki içi su dolu varile bakayım derken beni içine itip evine kaçan, bunu gören abimin de 20 metre mesafeden attığı küçük bir taşla onu başından yaraladığı çok sevgili arkadaşımızın annesinden aldım haberi: Tarzan Mehmet abinin büyük ve küçük kızları kötü yola düşmüş, hanımı ortanca kızını alıp şehirden ayrılmış. Tarzan Mehmet abi de Hak'kın rahmetine kavuşmuş.
     
    O bahçe hâlâ eskisi gibi çimlerle kaplıydı ve onu orada yine parandeler, taklalar atarken hayal edebilmek hiç de zor olmamıştı.
    Ama bu defa gülememiştim.
     
    Azerice'de soyunmak ne anlama geliyor bilmem; ama bence de insanlar içtikten sonra soyunacaklarına, içmeye karar vermeden önce soyunmuş, parandeler atıyor, ailesi de darmadağın olmuş hallerini şöyle bir hayal etmeliler.
     
     
    is
     
     
    4월 19일

    Güzel Çin, Çirkin Çin Yönetimi

     
     
    Diğer ülkeler kadar güzel bir ülkedir Çin.
    Halkı da kibar, efendi, çalışkan, kendi halinde, güzel insanlardır.
    4,000 yıllık tarihleri boyunca medeniyete büyük katkıları olmuştur: kâğıt, barut, pusula, matbaacılık hep Çin icatlarıdır.
    Ancak 19. yy'dan itibaren saldırgan ve yayılmacı bir tutum içine giren Çin Yönetimi bu güzel ülkede kardeşçe yaşayan güzel insanlara kan kustura gelmiştir.
    Sadece işgal ettiği topraklardaki Uygur Türklerini, Tibetlileri, Tayları, Moğolları (Güney Moğolistan), Müslüman Çinlileri (Huizuları) değil, bizzat kendi halkını (Han halkını) da despotça yöneten, en ufak insani hak taleplerini hareketleri bile işkence ve idamla bastıran (ülkede hâlâ her yıl yüzlerce idam gerçekleşmektedir) mazisinde bolca katliam lekeleri bulunan, insanları karın tokluğuna çalıştıran Çin Yönetimi ülkeyi bu sayede bugün (satın alma paritesi bakımından) dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline getirmiştir. (20 yıl içinde de birinci olması beklenmektedir.)
    Medyanın ve internetin izlendiği, en ufak tehdit algılamasında kanalların, gazetelerin, dergilerin kapatıldığı, sitelere erişimin engellendiği Çin'i bu yönüyle eleştirebilecek son ülkenin Türkiye olması ise ne kadar acıklıdır.
    Ve bu yaz olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapacak güzel Çin'in çirkin yöneticilerine dünyanın dört bir yanından insanların protestosu boşuna değildir.
     
    Güzel  Çin
     
     
    Fotoğraflar: e-articles.org/travel
     
    cin0cin1cin2cin3cin4cin5cin6cin7
     
     
    4월 17일

    Mistik: Bir "Aşk" Masalı

     
     
    Henüz insanlar yaratılmamıştı. Duygular cennet-misal dünyanın ilk sakinlerindendi.
    Ilık bir yaz ikindisinde "saklambaç" oynamaya karar verdiler.
    Çılgınlık çılgınca atıldı. "Ben ebe olacağım, ben, ben..."
    Kimse çılgınlığı aramak isteyecek kadar çılgın olmadığından, hepsi kabul etti. Bir ağaca dayanıp saymaya başladı: "Bir, iki, üç..."
    İhanet, kendi kokusunu kamufle edecek bir çöp yığınının altına saklandı.
    Yalan, "bir taşın altına saklanacağım" diye ebeye duyurdu ama gitti gölün dibine saklandı.
    Çılgınlık saymaya devam ediyordu: "yetmişdokuz, seksen, seksenbir..."
    Artık bütün duygular saklanacak bir yer bulmuşlar, coşkuyla bekleşmeye başlamışlardı.
    Sadece aptal aşk, nereye saklanacağını bilemez halde, hâlâ ortalıkta gezinmeye devam ediyordu.
    Bu kimseyi şaşırtmıyordu. Aşkın saklanmasının ne kadar zor olduğunu hepsi biliyordu.
    Çılgınlık "doksansekiz, doksandokuz, yüüüz" diye saymasını bitirirken aşk en yakınındaki bir gülün içine saklandı.
    Ebe "geliyoruum, geliyoruum" diye aranmaya başladı ve ilk bulduğu yerinden kalkmaya bile üşenmiş tembellik oldu.
    Sonra, ne kadar ustaca saklanırsa saklansın, ucundan kenarından açık vermesi kaçınılmaz olan yalanı ortaya çıkardı.
    Derken sobelenmemiş bir tek duygu bırakmadı çılgınlık: aşk hariç.
    Artık bulmaktan ümidi kesmişti ki haset onun kulağına eğilerek "aşk gülün içinde" diye fısıldadı.
    Çılgınlık çılgınca güle atladı ve bir feryat işitildi:
    Gülün dikenleri aşkın gözlerini yırtmıştı.
    Olan biteni gören Yaradan "madem ki aşk senin yüzünden kör oldu" buyurdu, "artık hep onun yanında olacaksın"
    İşte dünya kuruldu kurulalı aşkın gözünün kör olması ve çılgınlığın ona eşlik etmesinin hikâyesi buymuş.
    Bana bunu bir gün hayal anlatmıştı. Artık ne kadarı doğrudur bilemem. :)
     
     
     

    "A Beautiful Love Story"den uyarlama, Cute Ashwini
    A long time ago, before the world was created and humans set foot on it, God had put all the human "qualities" in a separate room. Since all the qualities were bored they decided to play hide & seek.
    "Madness" was one of the qualities and he shouted: "I want to count, I want to count!" And since nobody was crazy enough to want to seek "Madness", all the other qualities agreed. So "Madness" leaned against a tree and started to  count:
    One, two, three..." As "Madness" counted, the qualities went hiding.  "Treason" hid in a pile of garbage.. "Lie " said that it would hide under a stone, but hid  at the bottom of  the lake.  And Madness continued to count "... seventy nine, eighty, eighty one..." By this time, all the qualities were already hidden-except "Love ".
    For stupid as "Love " is, he could not decide where to hide.
    And this should not surprise us, because we all know how difficult it is to hide "Love".
    "Madness": "...ninety five, ninety six, ninety seven..." Just when "Madness" got to one hundred..... ...."Love" jumped into a rose bush where he hid.
    And Madness turned around and shouted: "I'm coming, I'm coming!" As Madness turned around, "Laziness" was the first to be found, because "Laziness" was too lazy to hide. "Madness" searched madly and found "Lie" at the bottom of the lake. One by one, Madness found them all - except Love. Madness was getting desperate, unable to find Love.
    Envious of Love, "Envy" whispered to "Madness ": "You only need to find Love, and Love is hiding in the rose bush."
    "Madness" Jumped on the rose bush and he heard loud cry. The thorns in the bush had pierced "Loves" eyes.
    Hearing the commotion God came into the room and saw what had happened. He got very angry and cursed "Madness" and said since "Love" has become blind because of u... ..u shall always be with him"
    And so it came about that from that day on, Love is blind and is always accompanied by Madness.

     
    4월 15일

    Fotoğraf: Çocuğun mu Var, Derdin Var :)

     
    "Çocuk yetiştirmek demirden leblebi yemeye çalışmaktır" derdi büyük annem.
    Masumiyetlerinin bir yan tesiri olarak; yaptıklarının neticesini düşünememe, anne-babayı bazen korkudan hoplatma, bazen çıldırtma kabiliyetleri vardır.
    Çocukların bu özellikleri ile baş edebilmenin kırk türlü reçetesi yazılmıştır ama bu melhemler yapanların kendi kellerine bile çare olmamıştır.
    Kazasız-belasız büyüyebilmeleri için bence en etkili reçete, fazla sık-boğaz etmeden birazcık dikkat/ilgi, bolca dua.
     
     
    Çocuğun mu Var, Derdin Var :)
     
     
    Fotoğraflar: lalfu org
     
     
    cocuklar1cocuklar2cocuklar3cocuklar4
     
     
     
    4월 13일

    Mistik: Aşk'ın Hikâyesi

     
     
    Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, koca bir okyanusun tam ortasında şirin mi şirin bir ada varmış. Bir ada ki; sakinleri hep hislermiş: mutluluk, üzüntü, bilgi, kibir, refah, aşk... hepsi...
    Güzel günlerde hepsi bir arada hoşça geçinip giderlerken, bir gün adanın batacağı haberi yayılmış. Herkes hazırlık yapmaya, kendine göre tedbirler almaya başlamış.
    Ama aşk hiç hazırlanmamış. Son ana kadar adanın batmayacağını ümit etmiş.
    Ama bir gün ada gerçekten batmış.
    Aşk, teknesi en büyük olan refahtan rica etmiş: "senin teknen en büyüğü, yerin vardır. Beni de alır mısın?"
    Refah yüzüne bile bakmadan homurdanmış: "evet en büyük tekne... ve ağzına kadar altınlarım, gümüşlerimle dolu."
    Kibire dönmüş aşk: "sen alır mısın kibir?"
    "Şu haline bak" demiş kibir burun kıvırarak, "sırılsıklam olmuşsun. Almam. Teknemi berbat edersin."
    Hüzün "yalnız kalmaya ihtiyacım var" demiş.
    Sevinç kendisiyle öyle meşgulmüş ki, onu duymamış bile.
    Çaresiz, suyun üzerinde kalmaya çalışırken bir el uzanmış, onu yakalayıp teknesine çekmiş.
    Yeni bir adaya, yeni ülkelerine ulaştıklarında da aşkı sahile bırakıp, kendisi yoluna devam etmiş.
    Aşk kendisini kurtarıp, teşekkür bile beklemeden ayrılan bu yaşlı adamın adını bile sormadığını fark etmiş.
    Uzaktan kendini izleyen diğer bir yaşlı adama: bilgiye sormuş, belki o bilir diye.
    "O zamandı" demiş bilge bilgi nemli gözlerinin içi gülerek, "senin kıymetini başka kim bilebilirdi ki..."
     
     

    Cute Ashwini'den
    Once upon a time, there was an island where all the feelings lived: Happiness, Sadness, Knowledge, and all of the others including Love. One day it was announced to the feelings that the island would sink, so all repaired their boats and left.
    Love wanted to persevere until the last possible moment. When the island was almost sinking, Love decided to ask for help. Richness was passing by Love in a grand boat. Love said, "Richness, can you take me with you?" Richness answered, "No, I can't. There is a lot of gold and silver in my boat. There is no place here for you.
    Love decided to ask Vanity who was also passing by in a beautiful vessel, "Vanity, please help me!" "I can't help you Love. You are all wet and might damage my boat." Vanity answered.
    Sadness was close by so Love asked for help, "Sadness, let me go with you." "Oh....Love, I am so sad that I need to be by myself!"
    Happiness passed by Love too, but he was so happy that she did not even hear when Love called her!
    Suddenly, there was a voice, "Come Love, I will take you." It was an elder. Love felt so blessed and overjoyed that he even forgot to ask the elder his name. When they arrived at dry land, the elder went his own way.
    Love realizing how much he owed the elder and asked Knowledge, another elder, "Who helped me?" "It was Time," Knowledge answered. "Time?" asked Love. "But why did Time help me?" Knowledge smiled with deep wisdom and answered, "Because, only Time is capable of understanding how great Love is."

    Yanlış Çelenk :)

     
     
    İşadamı yeni mağazasının açılışına gelen çelenkleri inceliyordu. Dostları, iş alemindeki arkadaşları onu bu güzel gününde yalnız bırakmamışlar, birer çelenkle sevincine ortak olmuşlardı.
     
    Ama, o da ne! Çelenklerden birinin üzerinde "ALLAH RAHMET EYLESİN" yazıyordu. "Bu kadarına da pes"ti doğrusu. Hani benzer olaylar arasında yanlışlık yapmak mümkündü de, böyle birbiriyle hiç âlâkası olmayan şeyler arasında da mı?
     
    Çiçekçinin numarasını aldı, telefona çıkan görevliye verdi veriştirdi. Görevli yaptıkları hatadan dolayı ezik, binbir özür diledikten sonra telefonu kapatırken kendi kendine konuştuklarını işadamı da duydu:
     
    "Hay Allah! Hadi bununkisi neyse de, şu anda bir cenaze merasiminde, üzerinde "YENİ YERİNİZ HAYIRLI UĞURLU OLSUN" yazan bir çelenk var ya... İnanamıyorum ya..."
     
     

    Fun Crunch'tan
    A new business was opening and one of the owner's friends wanted to send him flowers for the occasion.
    They arrived at the new business site and the owner read the card,.... "Rest in Peace."
    The owner was angry and called the florist to complain.
    After he had told the florist of the obvious mistake and how angry he was, the florist replied,
    "Sir, I'm really sorry for the mistake, but rather than getting angry, you should imagine this: somewhere, there is a funeral taking place today, and they have flowers with a note saying,... 'Congratulations on your new location!'"
    4월 11일

    Online Basit Oyun: Balık Tutma

     
    Balık tutmak ruhu dinlendirir, kendinizle barışmanızı sağlar. Tabi bu oyun gibi süreliyse veya arkadaşlarınızla yarış halindeyseniz neşe de verir. Neden böyledir ben bilmem, onun açıklamasını işin uzmanlarına bırakıp size oyunu anlatayım.
     
    Kısa sürelerle farklı konulara odaklanmak zihni dinlendirir.
    Fare sağa/sola = Tekne sağa/sola
    Sol tık = basılı kaldığı kadırı olta salma
    Verilen süre içinde daha çok balık tutmaya bakın.
    Siyah buluta dikkat: yıldırım çarpıyor :)
    Fazla oynamayın :) 
     
    Haydi Balığa
     
     
     
     
     
     
     

    Mistik: Ördek ve Şeytan

     
     
    Çocuk, kızkadeşiyle beraber yaz tatilini köydeki büyükbaba ve büyükannelerinde geçiriyordu.
    Bir gün büyükbabası ona bir sapan yaptı ve ormanda oynamasını tembihledi.
    Bir saat uğraştığı halde nişan aldığı hiçbir ağacı vuramamaktan bezgin düşüp eve dönmeye karar verdi. Zaten akşam yemeği vakti de gelmişti.
    Eve yaklaştığında büyükannesinin ördeğini gördü. Ne yaptığının farkında olmadan, aslında doğru dürüst nişan bile almadan sapanındaki son taşı da ördeğe attı.
    Ama taş gitti ördeği vurdu: hem de başından...
    Ölmüştü.
    Çocuk şaşkınlıktan donakaldı. İçi pişmanlıkla yanıyordu.
    Panik içinde ördeği ormana götürdü ve çalıların, yaprakların arasına sakladı.
    Olanları kimse görmemişti: kızkardeşi hariç.
    Yemekten sonra büyükanne kıza seslendi: "Hadi Aysu, gel bulaşıkları beraber yıkayalım."
    Ama Aysu "büyükanne, abim bugün bulaşıkta sana yardım etmeyi çok istediğini söylüyordu."
    Sonra da abisinin kulağına fısıldadı: "ördeğe ne yaptığını gördüm."
    Ahmet bulaşıkları yıkadı.
    Ertesi gün büyükbaba çocukları balığa götürmeye karar verdi. Büyükanne "Ahmet dün bulaşıkları yıkadı, bugün de Aysu bana yemek yapmakta yardım etsin, siz ikiniz gidin."
    Aysu gülümsedi: "oluur, ama abim dün gece sana yemek yapmakta yardım etmek istediğini söylüyordu."
    Sonra da abisine "ördeği unutma" diye fısıldadı.
    Aysu büyükbabasıyla balığa gitti, Ahmet evde büyükannesine yardım etti.
    Birkaç gün boyunca Ahmet, kendininkilerle beraber kızkardeşinin günlük işlerini de yaptı. Ama sonunda dayanamadı ve büyükannesine ördeği öldürdüğünü, çok üzgün olduğunu itiraf etti.
    Büyükanne eğildi, geniş bir gülümsemeyle onu kucakladı ve "biliyorum tatlım" dedi, "penceredeydim ve bütün olanları gördüm ama sana kızmamıştım. Sadece Aysu'nun seni köle gibi kullanmasına daha ne kadar izin vereceğini merak ediyordum."
     
    Günlük hayatta da vicdanınızı rahatsız eden her ne yaparsanız, şeytan bu sırrınızı sizin yüzünüze vurup şantaj yapar durur.
    Oysa olayı bilen yalnız o değildir ki...
    Allah hep pencerededir ve hayatınız boyunca her ânınızı izlemektedir.
    Sizi affettiğini ve sizi sevdiğini bilmenizi istemektedir.
    Sadece şeytanın sizi köle gibi kullanmasına daha ne kadar izin vereceğinizi merak etmektedir.
    Allah'tan af dilediğinizde, O; büyüklüğüyle sadece affetmekle kalmaz, olanları unutur da.
    Bizi kurtaran O'nun zarafeti ve merhametidir.
     
     

    Sweet Poison'dan
    There was a little boy visiting his grandparents on their farm.
    He was given a slingshot to play with out in the woods.
    He Practiced in the woods, but he could never hit the target.
    Getting A little discouraged, he headed back for dinner. As he was Walking back he saw Grandma's pet duck.
    Just out of impulse, he let the slingshot fly, hit the duck Square in the head, and killed it. He was shocked and grieved.
    In a panic, he hid the dead duck in the wood pile, only to see His sister watching! Sally had seen it all, but she said nothing.
    After lunch the next day Grandma said, "Sally, let's wash the Dishes." But Sally said, "Grandma, Johnny told me he wanted to help in The kitchen." Then she whispered to him, "Remember the duck?" So Johnny did the dishes.
    Later that day, Grandpa asked if the children wanted to go Fishing and Grandma said, "I'm sorry but I need Sally to help make Supper." 
    Sally just smiled and said," Well that's all right because Johnny told Me he wanted to help." She whispered again, "Remember the duck?" So Sally Went fishing and Johnny stayed to help. 
    After several days of Johnny doing both his chores and Sally's, He finally couldn't stand it any longer. He came to Grandma and confessed that he had killed the duck. 
    Grandma knelt down, gave him a hug, and said, "Sweetheart, I know.  You see, I was standing at the window and I saw the whole thing, but because I love you, I forgave you. I was just wondering how long You would let Sally make a slave of you."
    **********
    Thought for the day and every day thereafter?
    Whatever is in your past, whatever you have done... And the devil Keeps throwing it up in your face (lying, cheating, debt, fear, bad Habits, hatred, anger, bitterness, etc.) ....whatever it is....You need to know that God was standing at the window and He saw the whole thing..... He has seen your whole life.
    He wants you to know that He loves you and that you are forgiven.
    He's just wondering how long you will let the devil make a slave Of you.
    The great thing about God is that when you ask for forgiveness, He Not only forgives you, but He forgets . It is by God's grace and Mercy that we are saved.
    Go ahead and make the difference in someone's life today. Share This with a friend and always remember : God is at the window.
     
    4월 10일

    Irak'ta Başörtüsü/Çarşaf Takan Kadınlar Artmış Diyorlar

     
     
    Bağımsız kaynaklara göre, Amerikan İşgalinden bu yana geçen 5 yıl zarfında Irak'ta neredeyse tamamı sivil 1,000,000 (bir milyon) insan hayatını kaybetti, bir o kadarı da sakat kaldı. Hayatta kalanlarının - en temel insan hakkı olan "yaşama hürriyeti" yok. Irak'ta açlık var, hastalık var, dehşet var. Irak'ta yeterli yiyecek yok, ilaç yok, güvenli bir yuva yok.
     
    Bütün bunlar en kötüsü değil.
     
    Irak dışındaki dünyada, bu acıları ikinci plana itip, ülkede başörtüsü/çarşaf takan kadınların arttığına odaklanabilenler var.
     
    Hangisi daha vahşi? Bu zulümü yapanlar mı, zulmü es geçip başörtüsünü gören şaşı gözlerin sahipleri mi?
     
     
    irak1irak2
    Fotoğraflar Alıntıdır
     
     
     
    4월 5일

    Dağı Delen Ferhat'ın Çin'deki Arkadaşları

     
     
    Amasya Sultanı Mehmene Banu'nun sarayında nakkaş olarak çalışırken Sultan'ın kızkardeşi Şirin'e âşık olan Ferhat, kızın da kendisine gönül vermesi üzerine Sultan'a görücüler gönderip kızı istetir. (Dönemi Avrupa'daki derebeyliğe benzetip, o dönemde Türkiye'de de sınıflar arası uçurumlar olduğunu iddia edenlerin kulakları çınlasın). İnsanlığı biraz kıt olan Mehmene Sultan kızkardeşini bu "çapulsuza" vermek istemez ama aklı başında bir bahaneyle işten sıyrılmalıdır. O sıralar Amasya'da kuraklık ve kıtlık, Şahin Kayası'nın ardında da şehre yetecek bir su havzası vardır. "Dağı delip suyu şehire getirirsen, evlenmenize izin veririm" der. Âşıka Bağdat sorulur mu? Yüklenir kazma küreği Şirin, vurur kendini dağa. Şirin'e kavuşabilmek için koca dağı delip şehire su getirir. Hikâyenin bundan sonraki acıklı kısmını, merak edenlerin kendi araştırmalarına bırakıp konumuza gelelim.
     
    Çin'de, dev dağlar ve sarp kayalıklar arasında kalmış, dünya ile irtibatı sadece insanların ve eşeklerin yürüyebildiği, daracık ve tehlikeli bir patika olan Guo-liang köyü muhtarı, 1972 yılında köylülerini etrafına toplayarak aklına gelen projeyi anlatmış. Proje köylülerinin de aklına yatmış. Keçilerini satıp balyozdu, kazmaydı alet edavat almışlar ve başlamışlar dağı kazmaya. Tam beş sene boyunca kazmışlar, kazmışlar. Kazı esnasında uçuruma yuvarlanıp ölenler olmuş. Ama 1977 yılında 4 m genişliğinde, 5 m yüksekliğinde ve sıkı durun: 1,200 m uzunluğundaki tüneli trafiğe açmışlar. Işıklandırma ihtiyacı olmaması için 30'dan fazla pencere de açtıkları tünel, Çin'in dünyaya açılmasından sonra turizm merkezi olmamış mı! E, ne demişler; gayret kuldan tevfik Allah'tan.
     
    Ya Ferhat? O da hâlâ hayır dualarla anılmıyor mu, Şirin'le birlikte? Kimine para, kimine dua. İyi çalışıp, sonuç çıkaranın mutlaka bir kazancı oluyor. Öyle veya böyle...


    Derleme
     
    ferhat-ile-sirinGuoliangTunnel-003GuoliangTunnel-005GuoliangTunnel-009
     
    4월 4일

    Video: Gitar Karaoke

     
     
    Sanatçı para için sanat yapar, sanatkâr sevdiği için sanat yapar.
    Bendeniz böyle diyorum.
    Aşağıdaki linkteki delikanlıya ailesi bir gitar almış.
    Oturmuş, çalışmış, çalışmış...
    Bir gitar karaoke yapıp youtube'a koymuş.
    Ve iki yıl içinde 40 milyondan fazla insan izlemiş.
    40 milyon kişi boşuna izlememiş.
    Buyurun:
     
     
     
     
    4월 3일

    Mistik: Gümüşçü

     
     
    Gümüşçüler çarşısından geçiyordu. Çoktandır merak eder dururdu; babasından kalma, ona da babasından kalmış o canım sanat eseri yüzüğün nasıl yapıldığını. Kanuni emeklilik yaşı çoktan geçtiği besbelli bir amcanın atölyesine girdi, maruzatını anlattı. Gümüşçü kalın çerçeveli gözlüklerinin üzerinden oradaki bir tabureyi işaret etti ve yanına oturup izleyebileceğini söyledi.
    Adam pür dikkat gümüşçüyü izlerken, o maşasının ucuyla bir parça gümüş aldı, onu önündeki ateşin ortasına tuttu ve açıkladı:
    - Gümüşü rafine edebilmek için evladım, onu ateşin tam ortasına, alevlerin en sıcak olduğu yere tutup içindeki yabancı maddeleri yakman gerekir.
    - Gümüş yabancı maddelerden temizlenene kadar onu öyle tutmak zorunda mısınız?
    - Evet. Hem sadece tutmak değil, gözümü de ondan ayırmamalıyım. Ateşte durması gerekenden bir dakika bile fazla kalırsa bu sefer de harap olur.
    Biraz düşündükten sonra sordu:
    - Peki gümüşün tam olarak arındığını nasıl anlıyorsunuz?
    Gümüşçü gözünü gümüşten ayırmadan gülümsedi.
    - Kolay. Onda kendimi gördüğümde artık arınmıştır.
    Ve duyulur duyulmaz bir mırıltıyla devam etti:
    - Gümüş insan, ateş dünyanın sıkıntılarıdır. Allah'ın gözü üzerimizdedir. Ve bizde Kendini görene kadar izlemeye devam edecektir.
     
    Sweet Poison'dan uyarlama
    One of the women offered to find out the process of refining silver and get back to the group at their next Bible Study.
    That week, the woman called a silversmith and made an appointment to watch him at work. She didn't mention anything about the reason for her interest beyond her curiosity about the process of refining silver.     
    As she watched the silversmith, he held a piece of silver over the fire and let it heat up. He explained that in refining silver, one needed to hold the silver in the middle of the fire where the flames were hottest as to burn away all the impurities. 
    The woman thought about God holding us in such a hot spot; then she thought again about the verse that says: "He sits as a refiner and purifier of silver." She asked the silversmith if it was true that he had to sit there in front of the fire the whole time the silver was being refined.  
    The man answered that yes, he not only had to sit there holding the silver, but he had to keep his eyes on the silver the entire time it was in the fire. If the silver was left a moment too long in the flames, it would be destroyed.
    The woman was silent for a moment. Then she asked the silversmith, "How do you know when the silver is fully refined?"
    He smiled at her and answered, "Oh, that's easy -- when I see my image in it" 
    If today you are feeling the heat of the fire, remember that God has his eye on you and will keep watching you until He sees His image in you.
    4월 2일

    DevasaBuzdan Heykeller

     
     
    Hadi küçük çaplı heykelleri anladık, ama bu ölçülerde heykeller nasıl yapılabilir: canlandırabilmek güç.
    Aklıma takılan başka bir konu da;
    yılın altı ayı karlar altında geçen şehirlerimizde böyle festivaller düzenleniyor mu acaba?
     
     
    Devasa Buzdan Heykeller
     
    buzdan_heykel1buzdan_heykel2buzdan_heykel3buzdan_heykel4
     
     
     
    4월 1일

    Sağlıksız Karı-Koca İlişkileri Üzerine Çeşitlemeler :)

     
     
    Adam eve geldi. Karısı baştan çıkarıcı bir gecelikleydi, "bağla beni" diye inledi, "ve sonra istediğini yap."
    Adam karısını bağladı ve halı sahaya arkadaşlarıyla buluşmaya gitti.
     
    ***
     
    Kadın evinin önünde acı bir frenle durdu, evin kapısı çarparak açtı ve daha eşikte ciğerlerinin yettiği kadar bağırdı:
    - Şekerim! Valizlerini hazırla. Piyangodan büyük ikramiyeyi tutturdum.
    - Aman Allah'ım! Neler hazırlayayım, deniz kıyafetleri mi, dağ kıyafetleri mi?
    - Fark etmez, evi terk et de...
     
    ***
     
    Kadın kahvaltı için yumurta pişiriyordu.
    Kocası mutfağa daldı ve
    "Amman dikkat!" dedi, "dikkat et... Biraz daha tereyağı koy...
    Aman Allah'ım! Bir seferde çok yumurta pişiriyorsun, çok fazla...
    Çevir şimdi... Çevir onları...
    Biraz daha yağ koymalısın... Aman Allah'ım!
    Yağ nerede? Yağ getireyim...
    Şimdi yapışacaklar... Dikatli ol, dikkatli!
    Sana dikkat et dedim tatlım...
    Yemek pişirirken beni hiç dinlemiyorsun, hiç...
    Çevir onları şimdi, acele et, çıldırdın mı?
    Aklını mı kaçırdın?
    Tuz koymayı unutma... Biliyorsun tuz koymayı hep unutuyorsun... Tuz kullan, tuz kullan, tuz..."
    Karısı şaşkınlıkla onu izliyordu.
    "Neyin var senin bu sabah kuzum? İki yumurta kırmayı bilmediğimi mi düşünüyorsun?"
    Kocası masaya oturdu ve sakince cevap verdi.
    "Sadece seninle beraber araba sürerken, neler hissettiğimi anlatmak istedim."
     
     
    Fun Crunch'tan
    One day, a man came home and was greeted by his wife dressed in a very sexy nightie. "Tie me up," she purred, "and you can do anything you want."
    So he tied her up and went golfing.
    *******
    A woman came home, screeching her car into the driveway, and ran into the house.
    She slammed the door and shouted at the top of her lungs, "Honey, pack your bags. I won the lottery!"
    The husband said, "Oh my God! What should I pack, beach stuff or mountain stuff?" "Doesn't matter," she said. "Just get out."
    *******
    A wife was making a breakfast of fried eggs for her husband.
    Suddenly, her husband burst into the kitchen.
    "Careful," he said, "CAREFUL! Put in some more butter!
    Oh my GOD! You're cooking too many at once.
    TOO MANY! Turn them! TURN THEM NOW!
    We need more butter. Oh my GOD!
    WHERE are we going to get MORE BUTTER?
    They're going to STICK! Careful . CAREFUL!
    I said be CAREFUL!
    You NEVER listen to me when you're cooking! Never!
    Turn them! Hurry up! Are you CRAZY?
    Have you LOST your mind?
    Don't forget to salt them. You know you always forget to salt them. Use the salt. USE THE SALT! THE SALT!"
    The wife stared at him. "What in the world is wrong with you? You think I don't know how to fry a couple of eggs?"
    The husband calmly replied, "I just wanted to show you what it feels like when I'm driving."