Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 도구 도움말

블로그


    3월 30일

    Video: Sevimli Dostlarımız :)

     
     
    Onlarla hayatlarımız biraz daha neşeli, kâlplerimiz biraz daha yaşama sevinciyle dolu.
    İyi ki varlar :)

     
     Sevimli Dostlarımız
     
     
     
    3월 29일

    Mistik: Dünya Nasıl Düzelir?

     
     
    Baba, pazar sabahı neşeyle uyandı. Bütün gün miskinlik yapıp evde oturacak, elinde kahve, pencere kenarında gazeteleri evire çevire okuyacaktı.

    Ama daha kahvaltıda oğlu, sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Oğluna verdiği sözü tamamen unutmuştu: bu pazar onu sinemaya götürecekti. Hay Allah! Bir bahane bulmalıydı.

    Birden masanın yanında duran gazetenin, promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. İşte bahanesi yanıbaşındaydı: haritayı alıp odaya gitti, onu makasla küçük parçalara ayırdı ve tekrar mutfağa dönerek "tamam oğlum, ama önce sana bir görev: bu haritayı düzelt, ondan sonra gidelim" dedi. Sonra da "kendim bile bu haritayi düzeltemem artık" diye düşünüp, keyifle pencere kenarına kuruldu.

    Ama on dakika sonra çocuğu yanıbaşında bitmiş, sevinçle "haritayi düzelttim baba, hadi sinemaya gidelim" diyordu.

    İnanamadı ve görmek istedi. Ve hayretler içinde gördü. "Bunu nasıl yaptın oğlum?"
    "Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İnsanı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi."
     
     
     
    Euphony
     
     
    3월 27일

    Hazır-cevap İnsanlarla Baş Edemezsiniz :)

     
     
    Adam: Uzun yaşamanın sırrı nedir doktor?
    Doktor: Evlenin.
    Adam: Ya! İşin sırrı evlilikte demek...
    Doktor: Her halikârda... İyi gidiyorsa faydalı, kötü gidiyorsa zaten uzun yaşama isteğiniz olmaz.
     
    ***
     
    Muhtemelen koca: "Kadınlarının efendisi ERKEKLER" kitabı var mı sizde?
    Satıcı kız : Hikâyeler üst katta efendim.
     
    ***
     
    Tren bekleyen yolcu: Trenler hep geç gelecekse, zaman cetveli koymanın ne mânâsı var ki!
    Yaşlı kondüktör: Mmm! Hiç olmazsa "geç geldiğini" bilmiş oluyorsunuz hanımefendi.

    Sweet Poison'dan

    Man : Is there any way for long life ?
    Doctor : Get married.
    Man : Will it help?
    Doctor : No, but the thought of long life will never come.
    ~~~~~~~~~
    Prospective husband : Do you have a book called 'Man, The Master of Women'?
    Sales girl : The fiction department is on the other side, sir.
    ~~~~~~~~~
    Said to a railroad engineer:
    What's the use of having a train schedule if the trains are always late.
    The reply from the railroad engineer:
    How would we know they were late, if we didn't have a schedule?

     
    3월 26일

    Dikkat! Bir Darbe Önleniyor.

     
     
    Türkiye, Baasçı bir darbe organizasyonunu tasfiye ediyor. Ergenekon
    soruşturması, Baas modelinde silahlı bir kalkışma ve hükümet darbesi
    teşebbüsünü deşifre edip, akamete uğratıyor.

    Tehdit bizim AK Partililiğimize, CHP'liliğimize, MHP'liliğimize yönelik
    değil.
    Tehdit hepimizin varlığını, ülkenin sahip olduğu her şeyi hedef
    alıyor. Hedef bizim laik yaşam biçimimiz veya muhafazakâr değerlerimiz
    değil, devletin ve milletin varlığı.

    Ergenekon soruşturmasını, AK Parti iddianamesinin rövanşı olarak görenlerin
    ve soruşturma sürecine siyasî tepkilerini koyanların bir değil bin kere daha
    düşünmesi şart. Karşı karşıya gelenler siyasî kamplar değil; tersine
    birileri iktidar projelerini yürütürken siyasî kırgınlıkları ve
    karşıtlıkları da malzeme olarak kullanıyor.

    Hafızalarımızı tazeleyelim:

    Baasçılık, ortak paydası seçkincilik ve öncülük olan aydın-subay ittifakının
    iktidarıdır.
    Cuntalaşma ile sağlanan biraz silah, biraz sosyalist ideoloji,
    biraz anti emperyalizm ve bol miktarda seçkincilik ile harmanlanan dikta
    yönetimi Baasçılığın sığ ve basit dünyasını anlatır. Türkiye'de 27 Mayıs
    darbesi bu modele uygun olarak yapılmış ve Mısır baasçılığı örnek
    alınmıştır.
    Akamete uğrayan ve tarihe "9 Mart Cuntası" olarak geçen darbe
    teşebbüsü de Baasçı bir deneme idi. 37 yıl öncesine ait bu darbe
    teşebbüsünün en faal ismi, önceki gün gözaltına alınan İlhan Selçuk'tu.

     
    Baasçılık bir azınlık diktasını savunmaktır. Gerçekte sosyalizmle değil
    faşizmle akrabadır. T
    ürkiye'de 1960'lı yılların sonunda başlayan ve 70'li
    yılları da kapsayan öğrenci hareketlerini başlatan, bu Baasçı iktidar
    arayışıdır. Yön Dergisi etrafında temsil edilen Millî Demokratik Devrim
    stratejisi, yani "ilerici asker-sivil ittifakı"nın öncü sosyalizmi ile
    gerçekleşecek "sosyalist askerî devrim" Baasçılığın özetidir. 9 Mart darbe
    teşebbüsünün hemen öncesine tesadüf eden ve aniden tırmanan şiddet olayları
    (banka soygunları, Amerikan askerlerinin kaçırılması, ODTÜ olayları gibi
    silahlı kitlesel şiddet) bu darbenin ön hazırlığı idi. 12 Martçıların, sol
    ideolojiye uyguladığı şiddet, Baasçılığın yenik düşmesi yüzündendir.

    Bazı ayrıntılara dikkate edelim. Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması ve
    Danıştay saldırısının, darbe zemini oluşturmak için girişilen eylemler
    olduğu artık ortada. Doğu Perinçek'in sorgusu sürerken avukatı aracılığıyla
    verdiği yazılı beyanatta "Özel Kuvvetler"i savunmaya girişmesi,
    organizasyonun çapı hakkında bir fikir veriyor.
    Hazırlıkların, tıpkı 9 Mart
    Cuntası gibi rejim değiştirmeye yönelik bir teşebbüs olduğu şüphesi ağırlık
    kazanıyor.

    Karşı karşıya olduğumuz tehlikenin ne kadar büyük olduğunu, bu darbe
    teşebbüsünün tarih dışılığı gösteriyor. Soğuk Savaş'ın bitmesi, dünyanın
    farklı bir kisveye bürünmesi ile bu ve benzeri darbelerin şartları, artık
    ilkel kabile toplumlarında bile kalmadı. Bizde ise, özel şartlar yüzünden
    devlet içinde bazı gayri meşru iktidar alanları yaşamaya devam etti. Şimdi,
    bu güçler son bir hamle ile tasfiye edilmelerini engellemek üzere bir
    intihar eylemine girişiyorlar.
    Bütün şartlar karşılarında olduğu için, akıl
    ve mantık dışı bir cinnet halinde bulunuyorlar. Kısaca kan dökmeye
    hazırlanıyorlar.
     

    Suriye'de Hafız Esad'ın Baasçılığı, nüfusun % 15'ini teşkil eden mezhep
    azınlığına dayanıyordu. Türk Baasçılığının mezhep renginin, sadece kitlesel
    destek arayışından ibaret olduğunu, bu mezhebe mensup olanların da
    unutmaması lâzım.

    Teşebbüs tarih dışı. Gözünü iktidar hırsı bürümüş delilerin marifeti.
    Tehlike bu yüzden büyük.
    Ve bu yüzden demokrasinin şeffaflığına ve hukuka
    daha fazla ihtiyacımız var. Hepimiz Ergenekon soruşturmasını yürütenlere
    destek olmakla mükellefiz.

     

    Mümtazer Türköne
     

     

    3월 25일

    Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değildir :)

     
     
    Aylardır iş bulamayan delikanlı artık önüne gelen her yere müracaat etmeye başlamıştı.
    Hayvanat bahçesinin önünden geçerken durdu ve "neden olmasın" deyip, oraya da müracaat etti.
    Olacak ya; bahçenin gözdesi goril önceki gece ölmüştü ve bunu müşterilerden bu günlük gizlemeyi başarmışlardı.
    "Yeni gorilimiz gelene kadar, onun postunu giyip goril taklidi yapabilir misin?" diye sordular.
    Delikanlı önce şaka herhalde diye düşündü, ama hayır adamlar gerçekten ümitsiz görünüyorlardı.
    "Parada anlaşırsak yaparım" dedi. Anlaşmaları uzun sürmedi.
    Ertesi sabah geldi, hazırlanmış postu giydi, gorilin kafesine girdi ve o güne kadar seyrettiği belgesellerden aklında kaldığı kadarıyla goril gibi davranmaya başladı:
    Ara sıra homurdanıyor, göğsünü yumrukluyor, dört ayak üzerinde yürüyor, bir dala sıçrıyor, sallanıyor, seyircilerin attığı meyveleri yiyordu.
     
    Birkaç gün sonra işine öyle adapte olmuştu ki, daha yüksek dallara bile tırmanıyor, daldan dala atlayabiliyordu.
    Ama son atladığı dalı tutamadı, kafesini yan kafesten ayıran fensin üzerine düştü, yıpranmış fens teli yırtıldı ve kendini yan kafesin içinde buldu.
    Bu aslanın kafesiydi.
     
    Delikanlı yutkundu, kelime-i şahadet getirdi. "İmdat!" diye bağırdı ama kendi sesini kendi bile duymadı. Korkudan sesi kısılmıştı.
    Tekrar bağırdı. Eh! hiç olmazsa kendi duymuştu.
    Önce neler olduğunu anlayamayan aslan yavaşça yattığı yerden kalktı, delikanlıya doğru ağır adımlarla yaklaştı.
    Seyirciler çığlık çığlığa idi. Bir çocuk sanki goril anlayacakmış gibi (!) "tırman, fense tırman" diye bağırdı.
    Ama korkudan gorilin sadece sesi kısılmamış, eli kolu da felç olmuştu.
     
    Aslan affetmedi, geldi, önce pençesini gorilin göğsüne dayadı, sonra başını başına yaklaştırdı
    ve fısıldadı:
    "Kapa çeneni, yoksa ikimiz de işimizden olacağız."
     
    Fun Crunch'tan uyarlama
    This guy needs a job and decides to apply at the zoo.
    As it happened, their star attraction, a gorilla, had passed away the night before and they had carefully preserved his hide.
    They tell this guy that they'll pay him well if he would dress up in the gorillas skin and pretend to be the gorilla so people will keep coming to the zoo. Well, the guy has his doubts,
    But Hey!
    He needs the money, so he puts on the skin and goes out into the cage. The people all cheer to see him. He plays up to the audience and they just eat it up. This isn't so bad, he thinks, and he starts really putting on a show, jumping around, beating his chest and roaring, swinging around.
    During one acrobatic attempt, though, he loses his balance and crashes through some safety netting, landing square in the middle of the lion cage! As he lies there stunned, the lion roars. He's terrified and starts screaming, "Help, Help, Help!"
    The lion races over to him, places his paws on his chest and hisses, "Shut up or we'll BOTH lose our jobs!"

     
    3월 24일

    Mistik: Hediye Nedir?

     
     
    Dört kardeştiler. Üniversitede okumak üzere peşpeşe evden ayrıldılar. Zaman içinde her biri çeşitli iş kollarında başarılı oldu. Bir bayram münasebetiyle annelerini ziyaret etmek üzere buluştular. Dört kardeş bir arabaya doluşup neşe içinde annelerinin yaşadığı kasabaya giderlerken, söz annelerine aldıkları en güzel hediyelerden açıldı.
     
    Biri "annemiz artık eski evimizde oturmuyor, ona çok daha büyük bir ev aldım" dedi.
    Diğeri "biliyorum' dedi, "ben de odalarından birine en gelişmişinden bir ev sinema sistemi kurdurdum".
    Üçüncüsü de aşağı kalmamıştı; "evin önünde göreceğiniz mercedes de bu kardeşinizin annemize hediyesidir."
    Dördüncüsünün hediyesine ise üçü de hayran kalmıştı. Dünyanın parasını dökerek bir papağana beş yılda bütün kutsal kitabı ezberletmişti. "Biliyorsunuz annemiz kutsal kitabı okumayı çok severdi. Ama gözleri artık iyi göremediği için okuyamıyordu. Şimdi dinlemek istediği bölümün numarasını söylediğinde papağan o bölümün tamamını ona okuyacak."
     
    Eve vardılar. Akşam yemeğinden sonra anneleri onlara hediyeleri için ayrı ayrı teşekkür etti. "Ama yavrularım" diye eklemeden de edemedi, samimiyetlerine güvenerek;
    "Bu ev çok büyük. Ben sadece bir odasında yaşıyorum ama koca evi temizlemek zorunda kaldığım için çok yoruluyorum."
    "Gözlerim iyi seçmediği için sinema sistemini hiç kullanamadım."
    "Arabaya gelince görüyorsunuz artık seyahat edemeyecek kadar yaşlıyım. İhtiyaçlarımı bile marketteki çocuk eve getiriyor."
    "Darılmayın ama hediyelerinizin içinde en makbûl olanı kardeşinizindi: hayatımda yediğim en lezzetli piliçti."
     
     
     
    Ders-1: Hediye bir güç gösterisi değildir.
    Ders-2: Hediye alırken karşınızdakinin ihtiyaçlarını ve zevklerini göz önünde bulundurmamız, hediye vermeyi düşünmek kadar önemlidir.
    Ders-3: Hediyemiz alışılmadık bir şeyse, yanına bir kullanım kılavuzu koymalıyız. :)
     
     

    Herşeye rağmen hediyeleşmek güzeldir.
    Sweet Poison'dan
    Four brothers left home for college, and they became successful doctors and lawyers and prospered. Some years later, they chatted after having dinner together. They discussed the gifts they were able to give their elderly mother who lived far away in another city.
    The first said, "I had a big house built for Mama."
    The second said, "I had a hundred thousand dollar theater built in the house."
    The third said "I had my Mercedes dealer deliver an SL600 to her."
    The fourth said, "You know how Mama loved reading the Bible and you know she can't read anymore because she can't see very well. I met this preacher who told me about a parrot that can recite the entire Bible. It took twenty preachers 12 years to teach him. I had to pledge to contribute $100,000 a year for twenty years to the church, but it was worth it. Mama just has to name the chapter and verse and the parrot will recite it." 
    The other brothers were impressed. After the holidays Mom sent out her thank you notes. "She wrote: "Milton, the house you built is so huge. I live in only one room, but I have to clean the whole house. Thanks anyway."
    "Marvin, I am too old to travel. I stay home, I have my groceries delivered, so I never use the Mercedes. The thought was good. Thanks."
    "Michael, you gave me an expensive theater with Dolby sound, it could hold 50 people, but all my friends are dead, I've lost my hearing and I'm nearly blind. I'll never use it. Thank you for the gesture just the same."
    "Dearest Melvin, you were the only son to have the good sense to give little thought to your gift. The chicken was delicious. Thank you."
    3월 23일

    Türkiye'nin Gladiosu Ergenekon: Türkiye'nin Son Beş Yılının Tuhaf Olaylarının İçyüzü

     

    Dünyada 16 ülkede Gladio tipi yapılanmalar oluştu. Bu 16 ülkenin ikisi
    dışında tüm ülkelerde 'devlet içindeki devlet' oluşumları oldukça can yakıcı
    bir şekilde deşifre edildi, sorumluları hapsi boyladı. Öyle ki İtalya'daki
    bu deşifre süreci devletin en tepelerinden çok büyük isimlerin kellesini
    aldı.
    Ama iki ülkenin derin güçleri, Gladio'yu teslim etmemekte direnç
    gösterdi.

    Bu iki ülke Türkiye ve Almanya. Bu iki ülkenin resmi kaynakları, ortaya
    dökülen delilleri ve bilgileri tam olarak kabul etmese de Gladio'nun ipliği
    bu ülkelerde tam olarak pazara dökülemedi.

    Almanya'yı bir kenara bırakıp kendi topraklarımıza odaklanalım. Gladio'nun
    'Türkiye şubesi' olarak adlandırılan Ergenekon'la ilgili gerçekleri 2003
    yılından sonra öğrenmeye başladık.

    2003 ve 2004'te iki ayrı darbe girişimini yönlendiren güç odakları,
    Genelkurmay'ın en üst düzeyindeki komutanlardan aradıklarını bulamayınca
    yeraltına indiler.

    Şamil Tayyar'ın Ergenekon kitabında da işaret ettiği üzere Ergenekon ilk kez
    Hakkari-Şemdinli'de ifşa oldu.

    Trabzon'da Rahip Santaro cinayetini sırasıyla Sauna çetesi, Cumhuriyet
    Gazetesi'ne yönelik bombalamalar ve kanlı Danıştay cinayeti izledi.
    Gazetelerine üç kez bomba atılmasını büyük bir reklam kampanyası eşliğinde
    'dinciler'in üzerine yıkan Cumhuriyet'in, bir sonraki adımda olayın gerçek
    failleri yakalandığında sus pus oluşunu Türkiye hayretler içinde izledi.

    Ve süreç devam etti. Abeyler çetesi, Maliye operasyonu ve nihayet Hrant Dink
    cinayeti, iyiden iyiye küstahlaşan Ergenekoncuların hepten çuvallamalarına
    neden oldu.

    Çuvallamasına çuvalladılar ama bir türlü geri çekilmediler. Savunmaya asla
    geçmeyecek, hep hücumda kalacak kadar 'korkusuzlardı.'
    Ele geçirilen
    delillerin kah Emniyet'te, kah yargı da göz göre göre karartılması ve
    sümenaltı edilmesi onları daha da şımarttı.

    Malatya'da bu kez üç Hıristiyan vatandaşımızı, misyoner oldukları gerekçesi
    ile boğazlarını kesmek suretiyle öldürttüler. Tetikçilerin, olaydan bir gün
    önce yakalattıkları ve polis tarafından el konulan tabancanın cinayet
    mahalinde bulunması, 'Polisin elinde oylan tabancayı zanlılara kim teslim
    etti' sorularına neden oldu.

    Üstelik sanık Salih Güner'in, ifadesinde, "Eylemi 16 Nisan'da yapacaktık.
    Emre Günaydın geldi ve '18 Nisan'a alındı' dedi" sözü kafaları daha da
    karıştırdı. Eylem, bu üç kişiye 'birileri' tarafından mı dikta ettirilmişti?

    Ergenekon'un eylemleri Malatya'da da bitmedi. Takvimler 12 Haziran 2007'li
    gösterirken Ümraniye'de 27 adet el bombası ele geçirildi. El bombalarının
    Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalarla aynı seriden oluşu ve Kara
    Kuvvetleri Komutanlığı'nın zimmetinde oluşu;
    poliste, orduda ve devletin
    çeşitli kademelerinde uzantıları olan
    ve iplikleri iyice pazara çıkan
    Ergenekoncuları iyiden iyiye deliye çevirdi.

    Bu işin bir intikamı alınacaktı. 11 Eylül 2007 günü bir kez daha kanlarımızı
    donduran bir olaya tanık olduk.
    Ankara Sıhhıye'de bir kapalı otoparka
    bırakılan 600 kilo patlayıcı,
    üzerlerine gidelen çete mensuplarından en
    büyük mesaj olarak algılandı.

    Çeşitli küçük gözaltılar dışında uzun süre bekleyen ve delil toplayan polis,
    22 Ocak 2008 günü Ergenekon için düğmeye bastı. Daha önce meclis komisyonuna
    bile ifade vermeyecek kadar 'kudretli' bir paşanın da aralarında olduğu 43
    kişi, farklı illerdeki eş zamanlı operasyonlarda gözaltına alındı. Veli
    Küçük'ün de aralarında olduğu pek çok tutuklu halen hapiste.

    Ve bugün… Ergenekon'da son perde. Evet 'Altın Vuruş'a sadece bir kaç bir
    adım kala…

    Takvimler 21 Mart'ı gösterirken bir kez daha büyük tutuklamalarla uyandık.
    Gece yarısı Ankara ve İstanbul'da eş zamanlı operasyonlar düzenleyen
    polis, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Genel
    Yayın Yönetmesi Ferit İlsever, Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve
    başyazarı İlhan Selçuk, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan
    Bolluk, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu,
    gazeteci Adnan Akfırat ve iş adamı İbrahim Benli'nin de aralarında olduğu 8
    kişiyi gözaltına aldı.

    Ergenekon yapılanmasının devlet içindeki çeteleşmelerin büyük hücrelerinden
    biri olduğu, Atabeyler ve Sauna gibi oluşumların bu odakların küçük
    hücrelerinden sadece bir kaçı olduğu artık ayyuka çıkan gerçekler.

    Uzmanlar, bu tür hücrelerin sayısını onlarla ifade ediyor. Ancak
    Ergenekon yapılanmasının ana gövdelerden biri olduğu belirtiliyor.

    Bugün çok önemli isimler gözaltına alındı. Hukuk, bu isimlerin
    Ergenekon'daki yerini tam olarak tespit ettikten sonra kararını verecek.

    Ama iş bununla bitecek mi? Uzmanlar ve süreci yakından takip eden
    gazeteciler; medya, iş ve eğitim sektöründen flaş isimlerin de gözaltına
    alınabileceklerini söylüyor. Hatta iddialar,
    bazı kudretli paşaların ve
    serveti milyar dolarları bulan işadamlarının da
    işin içinde olduğu
    yönünde. Haber merkezimize ulaşan isimler, en başından beri büyük kellelerin
    alınacağını yazıp çizen bizlerin dahi ağzını beş karış açmış durumda. Bu
    işin sonunun nereye varacağını ya da 'vardırılmayacağını' hep birlikte
    göreceğiz.

     


    Şamil Tayyar, Ahmet Onurlu, 20 Mart 2008


     

    cumhuriyet Başsavcısının İddianamesi Bir Darbenin Ön Hazırlığıdır

     

    Ergenekon Davası kapsamında hangi gazetecilerin gözaltına alınacağının konuşulduğunu söyleyen Bayramoğlu, okuyucularına "Ergenekon operasyonundan bu yana ilgili her yazıda adı geçen general D.S'nin Cumhuriyet Gazetesi'nde bir odası olduğunu biliyor musunuz?" sorusunu yöneltti. Yaşananları bir darbenin ön hazırlığı olarak değerlendiren yazar, 2003-2004 mantığının tekrar devreye girmeye çalıştığını iddia etti. Bayramoğlu, yaşanan sürece 23 Ocak 2008 tarihli yazısında Savcının görevini yapmadığı taktirde gününü göreceğini söyleyen İlhan Selçuk'un ifadelerini örnek gösterdi.

    Ergenekon mantığının ve destekçilerinin şaha kalktığını belirten yazar, hiç kimsenin bu karaya ortak olmaması gerektiğini aktardı. Darbe hazırlığı yapıldığına dikkat çeken Bayramoğlu yazını şöyle sürdürdü: "Savcının muhtırasından önce "müjdeyi" bir dönem Sezer'le içtiği su ayrı gitmeyen İlhan Selçuk'un verdiğini, hatta geciktiği için bir yazısında savcıyı sigaya çektiğini duymadınız mı? Ergenekon Davası kapsamında hangi gazetecilerin gözaltına alınacağı söylentileri kulağınıza hiç gelmedi mi? Ergenekon operasyonundan bu yana ilgili her yazıda adı geçen general D.S'nin Cumhuriyet Gazetesi'nde bir odası olduğunu biliyor musunuz? Bu bir kalkışmadır... Hatta bir darbenin ön hazırlığıdır. 2003-2004 mantığının tekrar devreye girmesidir. Ne var ki, umut hep var, hep olacak, zira yolu açık olan ve ilerleyecek yegane unsur demokrasi ve toplumdur... Ama şu da ortada: Bu kalkışmanın ülke için bedeli ağır olacaktır... Demokrasinin askıya alınması ve ağır kriz ihtimali sistemin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanacaktır... Siz siz olun bu karaya ortak olmayın..."

    Aynı gazetenin diğer bir yazarı Taha Kıvanç'ta benzer köşe yazısına dikkat çekerek yaşananlara şaşırmadığını vurguluyor. Kıvanç, İlhan Selçuk'un 'İktidar partisi zanlı' başlıklı yazısını "Cumhurbaşkanımız dosyalı zanlı.. Başbakanımız dosyalı zanlı.. Bir de iktidar partimiz zanlı oldu mu, gel keyfim gel... O zaman türbanlık ve kurbanlık Türkiye'nin yeme de yanında yat..." cümleleriyle bitirdiğini hatırlatıyor. Yazarın niyetini anlamak için küçük bir bölümüne bile bakmanın yeterli olduğunu ve resmen savcıya meydan okuduğunu vurgulayan Kıvanç yazısına şöyle devam ediyor: " İnanmadıysanız, yazının bütünü 'Dördüncü Kuvvet Medya' Küçük bir bölümü bile yazarın niyeti hakkında fikir verecektir: "Yargı gücünde devlet görevlisi bir savcı ille de görevini yapmak zorundadır... Nedir görevi?.. Hırsıza, yolsuzluk yapana, rüşvet alana, adam yaralayana ya da öldürene savcı dava açar... (..) // Savcı, kırmızı çizgiyi çiğneyip bölücülük ya da dincilik yapan siyasal partiye dava açmasın.. Görür gününü... Savcı yürürlükteki yasalara göre davranmakla yükümlüdür... Bir savcı, suç işlediği varsayılan kişinin ya da kurumun zengin mi yoksul mu, güçlü mü güçsüz mü, şişman mı zayıf mı, muhalefette mi iktidarda mı olduğuna bakarak karar veremez... Başsavcı, dava açması gerekiyorsa, dava açacaktır..."


    Ali Bayramoğlu, 19 Mart 2008
     

     
    3월 21일

    Krizin Zamanlaması

     
     
    Zamanlamaya dikkat ediniz!
     
    Dünya ekonomisi için kâbus senaryoları konuşulurken...
    ABD ekonomisi için çöküş alarmları verilirken...
    Dev bankaların, şirketlerin batması beklenirken. Hatta ülkelerin batacağı iddia edilirken...
    Küresel ekonomik sistemin tam anlamıyla iflas ettiğine ilişkin sorgulamalar artmışken...
    Finans baronları, 1936 ekonomik krizi örnekleri verirken...
    Ekonomik çöküşün dünyayı çok ağır bir siyasi bunalıma sürüklemek üzere olduğu yorumları yapılırken...
    Yeni bir dünya savaşı yaşanabileceği uyarıları yapılırken...
    Krizin Türkiye'ye etkisi hesaplanırken...
    İçeride siyasi sorun yaşayan ülkelerin bu devasa krizin faturasını çok ağrı ödeyeceği belliyken...
    Gerçek depremin Mart/Nisan ayında yaşanacağı bilinirken...

     
    Kuzey Irak, PKK belirsizliği sürerken...
    Pakistan'dan Lübnan'a kadar savaş çanları çalınırken...
    Bütün bölge nükleer silahlarla donatılırken...
    ABD-İran krizi bölgesel savaş sinyalleri verirken...
    Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki gibi füze üssüne dönüştürülürmek istenirken...
    Türkiye İran'a karşı cepheye sürülmek istenirken...

     
    O uğursuz adam tam da Türkiye'ye gelirken...
    2001 yılının 19 Mart'ındaki gelişini hatırlatan talihsizlikler kapıdayken...
    Ki o gelişten sonra Irak işgali başlamış,
    O gelişten hemen sonra iç siyasi karışıklık başlamış, bir süre sonra seçim kararı alınmış,
    O gelişten sonra Türkiye Irak'ı işgal eden koalisyondan uzak durmuş,
    1 Mart Tezkeresi yaşanmış ve Türkiye bunun için tehdit edilmişti.

     
    Aynı adam aynı tarihlerde yine Ankara'ya geliyorken...
    Gündem sadece füze kalkanı ve PKK değilken...
    Aynı adam yeni şeyler isteyecekken, yeni 1 Mart'lar gündeme gelecekken...
    Yeni siyasi krizler, tabii ki ekonomik krizler yaşanacakken...
    Yine hayal kırıklığı içinde dönerse bütün hesaplar altüst olacakken...
    Hal böyleyken, derin Amerika - derin Türkiye iktidarı el ele vermiş iddiaları duyulurken...
    Neocon-İsrail aşırı sağının Türkiye ile ilgili "endişeleri" bazı çevrelerde karşılık bulabiliyorken...
    İçerideki hükümet-bürokrasi iktidar kavgası, ABD'nin bölgesel çıkarlarıyla, senaryolarıyla örtüşebiliyorken...

     
    Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın; olayı Ergenekon soruşturmasına bağlayan sözleri medyada yankılanırken...
    "Ergenekon'un intikamı mı" soruları sorulabiliyorken...
    "Acaba yeni gözaltılar mı olacaktı" ihtimalleri akla gelirken...
    Dava dosyası İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek arşiviyle hazırlanırken...
    "devlet iktidarı-Ergenekon" örtüşmesi yadırganmazken...
    "Ergenekon dedikleri derin devlet mi" gibi vahim algılar zihinleri bulandırırken...

     
    Bazıları iki hafta içinde darbe beklediğini söylerken...
    "85 yılın en ciddi krizi" şeklinde ürpertici sözler söylenebilirken...
    İktidar kavgasının var olma-yok olma sınırına dayandığı ima edilirken...
    Davanın amaçlanan sonucunun daha çok bir tasfiye görünümü verdiği kamufle edilirken...
    "Rejim ve laiklik mi savunuluyor yoksa elitlerin çıkarları mı" sorusu gürültüye boğulurken...
    Kendilerinden başka herkesi tehdit görme eğilimi yeniden nüksederken...

     
    Bu bir dava.
    Meşru yargısal süreç içinde açılan, öyle ilerleyen bir dava.
    Bunun sorgulanabilecek bir yanı yok. Bir hukuki durum. Bu açıdan ayrı bir tartışma konusu.
     
     
    Ancak olayın siyasi algılaması bambaşka.
    Bütün Türkiye biliyor ki;
    şu anki süreç hukuki kavramlarla, demokratik söylemlerle tartışılabilecek, anlaşılabilecek, benimsenebilecek bir durum değil.
    Bu kavramlar tüketilene kadar kullanıldı.
    Ne anlaşıldı? Hiçbir şey…

     
    Biz, korku ve paranoya ile beslenen bürokratik iktidar savaşından yorulduk.
    Ülkenin bütün enerjisinin, zenginliğinin, refah arayışının bu uğurda tüketilmesinden yorulduk.
    Modernleşme projelerinden, dönüştürme projelerinden, tehdit algılamalarından, milletin büyük çoğunluğunun tehlike olarak
    algılanmasından yorulduk.
    Bütün Türkiye yoruldu.

     
    Mesele bir partinin, iktidar partisinin, halkın büyük çoğunluğunun oy verdiği bir siyasi kadronun kapatılıp tasfiye edilmek istenmesiyle sınırlı değil.
    Mesele koca bir milletin yürüyüşünün önüne duvarlar örmek.
    Bir yüzyıldır biz bu kavganın değişik versiyonlarını yaşadık.
    Bu dava da günümüz versiyonu.

     
     
    İbrahim Karagül, 18 Mart 2008
     

     
    3월 20일

    'cumhuriyet' Başsavcısı: Ak Parti Kapatılmalı

     
     
    Kılıç Kılıçtan Üstündür :)
     
     
    bassavci_akp_yi_kapatiyor_3
     
     
     
    3월 19일

    'cumhuriyet' Başsavcısı: Ak Parti Kapatılmalı

     
    Başsavcı Neyi Kapatıyor? :)
     
     
    bassavci_akp_yi_kapatiyor
     
     
     
    3월 17일

    Parti Kapatma Kaldırılmalı, Anayasa Mahkemesi Kapatılmalı, Türkiye'deki Jüristokrasiye Son Verilmelidir

     

    MHP BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ

    Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan bu yana kapatılan siyasi parti sayısı 24 olmuştur. Ancak, bu partiler yeniden kurulmuş ve bugün de farklı isimlerle de olsa siyasi misyonlarını sürdürmektedirler. Ancak demokratik rejimin ve siyasi hayatımızın istikrar kazanamamasının temel nedenlerinin başında, bu müdahaleler olmuştur. Yargı Türkiye'yi bir siyasi kaosun içine sürüklemekten ve çok ağır siyasi sorunlar yaratmaktan kaçınmalıdır.

    Yargı organlarının verecekleri hükümler hukuki bakımdan tartışılmazdır. Ancak, bunların Türk milletinin vicdanında karşılık bulması ve kabul görmesi de gerekir. AKP'nin siyasi tasfiyesini ancak Türk milleti yapabilecektir. Bunun yeri, yolu ve yöntemi de, milli iradenin tecelli edeceği seçim sandığıdır.

    Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinin gözden geçirilerek, siyasi partilerin temelli kapatılması yerine, parti üyeleri, yöneticileri ve milletvekillerinin bireysel olarak sorumlu tutulmasını ve bunlar hakkında cezai soruşturma ve yaptırım uygulanmasını öngören yeni bir düzenleme yapılması üzerinde durulabilecektir. 

    HUKUKÇU KÂZIM BERZEG
     
    Demokratik ülkelerde Anayasa Mahkemesi'nin demokrasiyle bağdaşabilirliği ciddi biçimde tartışılmaktadır. İkinci Dünya Harbi'nden sonra demokrasiye istikrar kazandırmış ülkelerin çoğunda Anayasa Mahkemesi yoktur.  Olanların da da meclis üzürinde yargı denetimi yetkisi bulunmamaktadır.
     
    HUKUKÇU KEZBAN HATEMİ
     
    Derhal yapılması gereken şey savcı hakkında dava açılmasıdır. Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmalıdır. Cumhurbaşkanının parti kapatılması yoluyla görevden alınmasını hiç gördünüz mü? Buna yargının siyasallaşması denir.

     

    Cumhurbaşkanının davaya dahil edilmeye çalışılması savcının Anayasaya uymayan bir müdahalesidir. Bu durumda da savcıya gereği yapılır. Cumhurbaşkanı tarafsız bir konumdadır nasıl olurda davaya konu edebilirsiniz.

     

    ESKİ BAKAN HASAN CELAL GÜZEL

     

    Sanki Anayasa Mahkemesi, yasamanın üzerinde bir hiyerarşik merci hâline gelmiştir. Kanun yürürlüğe giriyor ama herkesin gözü AYM'ye çevriliyor. TBMM'nin yüzde 20'lik kısmı, jakoben oligarşiyi desteğine alarak millet iradesini tersine çevirmeye çalışıyor. Bu tabloya nasıl demokrasi diyebilirsiniz?

     
    AP LDP BAŞKANI GRAHAM WATSON

    Bu habere çok şaşırdım. Bu, Avrupa'da çok tuhaf bir hadise olarak algılanacaktır. Avrupa'da hiçbir savcı ılımlı, muhafazakar bir partiyi hele halktan kısa süre önce çok büyük bir vekalet aldıysa kapatmayı tahayyül dahi etmez. Başörtüsü konusunda son derece kısıtlı bir adım atan bir siyasi partiyi kapatamazsınız.

    AP TÜRKİYE RAPORTÖRÜ RIA RUIJTEN OOMEN

    Bu tamamıyla delilik. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İnanamıyorum. Hayatımda bir devlet savcısının yapmak istediklerini icra etmek için siyaseti kullandığına şahitlik etmedim. AK Parti demokratik yollarla seçilmiş, kanunları Meclis'in çoğunluğunun desteği ile çıkarmış bir parti. AK Parti'nin laiklik karşıtı bir kanun çıkardığına, bir faaliyette bulunduğuna şahitlik etmedim. Savcılar bu tür davalarla kendilerini komik duruma düşürüyor. Bu dava benim de raporumda işaret ettiğim gibi yargının acilen derinden ıslah edilmesi gerektiğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

    AP SOSYALİST GRP.BŞK.YRD. HANNES SWOBODA

    Bu delilik. Tamamıyla şoke oldum. Bu Türk insanının iradesine ve demokrasiye tamamen aykırı. AK Parti'nin nasıl olup da laiklik karşıtı faaliyetlerin merkezi olduğunu anlamış değilim. Bu tamamen icat edilmiş bir bahane, hakikatle hiç bir irtibatı yok. Bu açık şekilde Türk demokrasisinin hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Türkiye acilen siyasi partiler kanununu tekrar ele almalı ve siyasi partilerin kapatılmasını neredeyse imkansız hale getirmeli.

    AP SOSYALİST GR.BŞK.YRD. JAN MARINUS WIERSMA

    Siyasi hayatımda böyle bir şey görmedim. Bu tamamıyla bir savcının siyasi bir müdahalesi. Avrupa için çok rahatsız edici bir haber ve çok tuhaf. AK Parti'nin gizli gündemi ya da Türkiye'yi İslamileştirdiği iddiası ile girmek büyük bir garabet. Ben AK Parti'nin böyle bir gündemi olduğunu hiçbir yerde görmedim, çıkardıkları kanunlarda bu tür bir iz yok. Başörtüsü konusu da bir sebep olamaz zira bu yasağı MHP ile birlikte kaldırdılar. Bu olay Türk adaletinin hâlâ tarafsız olmadığını gösteriyor.

    TÜRKİYE-AB KARMA PARLAMENTO KOMS.EŞBŞK. JOOST LAGENDIK

    Şok içerisindeyim. Böyle bir davayı ciddiye almakta zorlanıyorum. Bir hakim nasıl böyle bir sonuca ulaşabilir, anlayabilmiş değilim. Bu 21. yüzyıla uyum sağlayamayan eski bir zihniyeti temsil ediyor. Adalet kurumlarından böyle bir karar çıkması çok şaşırtıcı. Türkiye'nin acilen yeni bir hakimler, savcılar, hukukçular nesline ihtiyacı var. Bu her halükarda Türkiye için kötü haber. Türkiye'nin Avrupa'daki imajına darbe vuracak. Umuyorum ki, hakim hemen reddedecek davayı.
     
    ABD DIŞİŞLERİ YETKİLİSİ MATT BRYZA
     
    İlgili bütün tarafların, Türkiye'nin demokratik kurumlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Bu, bizim Türkiye'nin demokratik laikliğine verdiğimiz desteği yansıtıyor. Herhangi bir demokraside, seçmenlerin, ülkelerinin siyasi geleceğini belirlemesi esastır ve seçmenler 2007'de kararlarını verdi.
     
    AP TÜRK ÜYESİ CEM ÖZDEMİR

    Bu dava Türkiye'nin yüzde 50'sine 'siz bu ülkenin bir parçası değilsiniz' mesajı vermektir. Devlet kendisine başka bir halk seçsin. DTP'yi de eklerseniz halkın yarısından fazlası bir azınlık tarafından dışlanıyor. Avrupa'da yerleşik bir anlayış var: Parti yasakları demokrasilere yakışmıyor. Almanya'da Nazi partilerini bile yasaklamak zor. Bizim böyle bir müracaatımızı Alman mahkemeleri reddetti. Burada AK Parti'yi de eleştirmek istiyorum. AK Parti siyasi partilerle ilgili kanunu düzenlerken daha net tavır almalı ve parti yasaklamayı imkansız hale getirmeliydi. Türkiye maalesef bir partiler mezarlığı.

    AP KADIN HAKLARI RAPORTÖRÜ EMİNE BOZKURT

    Türkiye'de halkın büyük bir kısmının oyunu alan ve Avrupa'ya güven veren bir partiye karşı birdenbire kapatma davası açılması çok tuhaf. Bu partiyi Türk halkı hükümet yaptı. Siyasi bir partiyi kapatmak için çok ağır suçlamalar olmalı ve bu ithamlar ispatlanmalı. Farklı fikirleri, programları olan partilerin sürekli kapatılması demokratik değil. Bu haber benim için de çok sürpriz olmadı zira Türkiye'de maalesef siyasi partiler sürekli kapatılıyor.
     
    PROF. DR. ERGUN ÖZBUDUN
     
    En iyi ve sağlam yol halkı kapatmaktır. Uzaydan halk getirmektir. Bu gerekçelerin hiçbiri hiçbir demokratik devlette parti kapatma nedeni olmaz. Türkiye zaten yarı demokrasiye sahip devlet olarak görülüyor. Bundan sonra nasıl görüleceği mâlûm. Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir kapatma kararı verebileceğini sanmıyorum.
     
    TBMM BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
     
    Yanlışlıklar sadece demokrasilerde vardır. Diktatörlüklerde, totaliter rejimde yanlışlık olmaz. Siyasi parti yanlış yapacak ki seçimde halk hesabını sorsun ve rakibine sıra gelsin. Acaba sorun "bu cahil halk ne anlar bu işlerden" düşüncesi mi? Çağdaş demokrasilerde partiler kurulur, kapanır. Ama halk kurar, halk kapatır. Önümüzde 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk bayramı var. Orada egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu anlatmaya çalışacağız çocuklarımıza. Büyük Atatürk "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' demiş. Atatürk bunu demiş ama..." deyip bu durumu nasıl açıklayacağız, ben onu düşünüyorum.

     
    GAZETECİ YAZAR HASAN CEMAL
     
    Parti kapatılması karşısında hep olumsuz tavır aldım. Refah'ın kapatılmasını da AİHM tasvip etse de siyaseten doğru bulmadım. Demokrasilerde partilerin kolaylıkla kapatılmasına olumlu bakmıyorum. Geçmişte çok parti kapatılmış, yeni tabelayla açılmıştır. Şunu unutmamalı AKP her iki oydan birini alarak demokratik yoldan iktidara gelmiştir. Bu partinin kapatılması siyasi istikrara yardım etmez.

    DTP GRUP BAŞKANVEKİLİ SELAHATTİN DEMİRTAŞ
     
    Yüzde 47 oyla iktidara gelen, ülkeyi yöneten ve içinden cumhurbaşkanı çıkarmış bir partinin kapatılma girişimi, demokrasi tarihine talihsiz bir olay olarak geçmiştir. Partiler halk tarafından açılıp, halk tarafından kapatılabilir. AK Parti hakkında açılan kapatma davası, ''Talihsiz bir olay''dır. AK Parti'ye açılan dava da DTP'ye açılan dava gibi, ''İdeolojik'' amaçlarla açılmıştır. Bu davalar Türkiye'de hukukun demokratik değil, ideolojik işlediğinin bir kanıtıdır.

    ÖDP GENEL BAŞKANI UFUK URAS
     
    Belli ki bazı güçler Türkiye'de demokrasiye balans ayarı yapmaya çalışıyorlar. Ve Türkiye'deki demokrasi dışı güçlerin Cumhuriyet Başsavcısına çok bel bağladıklarını görüyoruz. 2003 yılından beri ülkeyi yöneten bir partiye yönelik böyle bir tavır kabul edilemez. Birileri AKP kapansın, DTP kapansın böylece iktidara gelirim diye düşünüyor olabilir. Bu akbaba siyasetidir. Türkiye'de savcılar ve hakimlerin hegemonyası ve diktatörlüğüne karşı çıkmamız gerekiyor. O yüzden gelişmeleri kabul edilemez buluyorum.
    GAZETECİ YAZAR ALİ BAYRAMOĞLU
     
    Anayasa Mahkemesi'ne açılan dava beklemediğim bir talep... Başsavcının bu talebi gerçekten şaşırtıcı. AK Parti'nin 6 ay önce yapılan seçimlerde yüzde 47 oy oranı ile iktidara geldi. Yakın zamanda yapılan yoklamalarda da AK Parti'nin yine benzer bir oy oranına sahip olduğunu görüyoruz.

    MÜSİAD BAŞKANI ÖMER BOLAT

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açması Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrar aradığı bir dönemde
    son derece yanlış bir tutum.

    PROF. DR. HASAN KÖNİ

    Çeşitli modeller vardı şimdi yeni model ortaya çıktı. 1960-1980 "askeri darbe", 1990 ile 2000 yılları arasında "balans ayarı", 2000 ile 2010 arası "hukuki ayar". Bu yeni bir model. Ne olacağını göreceğiz. Çünkü örnek yok.
    Bu tarz hukuki baskılara ABD ve Avrupa'da rastlanılmaz. Benzeri ancak Afrika, Asya ve Ortadoğu'daki ülkelerde görülebilir.
    Dava için Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar beklenmeden dava açılması daha lginç.

    PROF. DR TOKTAMIŞ ATEŞ

    Dava anlamsız. Böyle saçmalık olmaz. Cezayı gerektirecek bir şey yok.

    CHP'Lİ ESKİ BAKAN FİKRİ SAĞLAR

    İktidar olan bir partinin kapatılması demokratik hukuk devleti ile bağdaşmaz. Parti kapatılarak hiçbir yere varılamadığı artık öğrenilmiş olmalıdır.
    Demokrasilerde cezayı sadece halk verebilir.
    CHP ESKİ MİLLETVEKİLİ ESAT CANAN

    Başsavcı tarafından açılan kapatma davasının kabul etmesi mümkün değildir Bu dava ile demokrasiye müdahale edilmiştir. Öne sürülen gerekçelerin hiçbir haklı yanı yoktur. Laikliğe karşı bir tehlike yoktur. Asıl tehlike oligarşik yapının demokrasiye karşı direnmesidir. Anayasa'da yürütme, yasama ve yargı birbirinden ayrılmışken, bu dava ile yargı siyasi alana müdahale etmiş, siyasi takdirini kullanmaya kalkışmıştır.

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davaya dahil edilmesi olayın komikliğini orta koymuştur. Cumhurbaşkanına dava açmak, vatana ihanet suçu dışında mümkün değildir. Başsavcı burada da yetkisini aşmıştır.

    Parti kapatmaları ve siyasal alana müdahaleye karşı tüm siyasi partilerin el birliği yaparak karşı çıkması gerekir. Türkiye bir demokratik hukuk devleti mi olacak yoksa bir kutsal devlet mi olacak. Bu tercihin iyi yapılması gerekiyor. Halkın iradesini önlemek mümkün müdür?   

    ANAP BAŞKANI UĞUR MUMCU

    Kapatma, yasaklama gibi girişimler neresinden bakılırsa bakılsın demokrasiye müdahaledir. Gözüken veya gösterilen amacı ya da nedenleri ne olursa olsun işe yaramaz ve ne demokrasi ne de laiklik adına kabul edilemez.

    CHP ŞİŞLİ BELEDİYE BAŞKANI MUSTAFA SARIGÜL

    Demokrasilerde, parti kapatmak yerine, güçlü karşı alternatifler oluşturmak gerekir. Türkiye'de demokrasi tek ayak üzerinde yürüyor. AK Parti'nin karşısında, güçlü siyasi alternatif yok. Güçlü bir muhalefet olmayınca, görev başka odaklara düşüyor.

    Ben parti kapatılmasına karşıyım. Partiler, halkın gücüyle kurulur, yine halkın gücüyle gider. Tek başına iktidar olacak kadar güç edinmiş partiyi kapatsanız ne olur? Demokrasiye inanıyorsak, bunu içimize sindirmemiz mümkün değildir. Fikirle, düşünceyle yapmamız gereken siyaseti, mahkeme yoluyla yapamayız."

    BBP GENEL BAŞKANI MUHSİN YAZICIOĞLU

    Terör ve şiddeti metot olarak benimsememiş siyasi partilerin kapatılması demokratik değildir. Siyasi partilerin bu gerekçelerle kapatılmasının ülkeye faydası hiçbir zaman olmamıştır.

    HAK-PAR İL BAŞKANI MEHMET BAYDAR

    Bu dava Ergenekon soruşturmasının bir rövanşıdır. Son aylarda derin devlete yönelik operasyonların artması ve ilginç bağlantıların ortaya çıkması bazı odakları rahatsız etmiş ve harekete geçirmiştir.

    Son 1 yıldan bu yana yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, genel seçimler ve türban tartışmalarında kamuoyu kazanmaya çalışan bu derin güçler kriz senaryoları ortaya attı. Ancak taraftar bulamadılar. Bütün bunlardan sonra bir de Ergenekon çetesine yönelik yapılan operasyonla daha da rahatsız olan derin güçler AK Parti'ye yönelik bir karşı operasyon başlatmıştır.

    AKPARTİ GN.BŞK.YRD. FIRAT

    Türk demokrasisi büyük bir ayıpla karşı karşıya bırakılmıştır. Başsavcının Anayasa mahkemesine yaptığı kapatma başvurusunun hedefi AK Parti değil Türk demokrasisi ve millet iradesidir. Bu başvuru üçüncü sınıf bir hukuk anlayışının ürünüdür. Taşıdığımız iktidar sorumluluğumuzun da gereği olarak aklı selimi muhafaza etmek, huzur ve istikrarımı korumakla ve milletimizi sağduyu ve sükunete davet etmek, yine bize düşmektedir milletimize tam bir kararlılıkla sesleniyoruz; müsterih olunuz, 22 Temmuz'da verdiğiniz temsil yetkisine sonuna kadar sahip çıkacağız.

     

    Basın
     

     

    3월 14일

    Anti-demokratik Parti Kapatma Davasını Kınıyorum

     
     
     
     
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından AKP aleyhinde açılan parti kapatma davasını anti-demokratik buluyor ve kınıyorum.

     

     


    3월 13일

    Her Prenses Ağlar

     
    Bir daha üzüldüğünde hatırla:
    masallardaki prenseslerinin de kalbinin kırıldığı anlar olmuş,
    senin gibi acı çekmişlerdi.
     
    Her prenses ağlar.
     
    Sonunda her şey güzel olacak:
    aynı masallardaki gibi...
     
     

    http://www.youtube.com/watch?v=ge6FgqDnNx0


     
     
     
    Kadınlar gününe ithafen

     

    Video: Mutlu Olunacak: Ol! :)

     
    Tek parti diktatoryası dönemi baskılarından en hafifi, Sinan Çetin'in elinde mizaha dönüşmüş. Kısa film genelde beğenildi. Bayağı bulan bir iki ideolog köşe yazarı oldu. Bence bayağı olan film değil, o devirde uygulananlardı. Bazı insanlar, yaptıklarının aslında ne olduğunu, ancak kendilerine bir ayna tutunca görebiliyor.
     
     
    3월 11일

    Hayvanlar da Hissediyor

     

    Ülkemizde sahipsiz hayvanların korunması ve beslenmesi için vakıflar kurulurken Fransız düşünür ve doğabilimci Rene Descartes, ''Düşünüyorum, öyleyse varım'' diyor ve hayvanları duyguları olmayan, pervasızca sarf edilebilir yaratıklar olarak tanımlıyordu. Ancak Descartes'ın mantığı 16'ıncı yüzyılda kaldı ve Avrupalı araştırmacılar hayvanların insanlara yakın bazı yetkeneklere sahip olduğu ve ruhî acılar çekebildiği yönünde güçlü deliller elde etti.

     

    Alman Der Spiegel dergisi, insan eliyle eziyete uğrayan, bilim adına deneylerde kullanılan, hastalıklar nedeniyle kitlesel olarak itlaf edilen ve canlı nakiller sırasında telef olan hayvanların duygu dünyasını kapak yaptı. Dergideki yazıya göre hayvanbilimcilerin yaptığı son araştırmalar hayvanların ruhî yaşantısının sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar şunu söylüyor; "Hayvanlara eziyet etmek, aslında insanlık haysiyetini zedeliyor."
     

    Alman Hayvanları Koruma Derneği'nin Başkanı Wolfgang Apel, Spiegel'e yaptığı açıklamada, ''İnsanlar, hayvanların da kendileri gibi hissedebilen bir canlı olduğunu artık kabûl etmeliler'' diyor.

     
     
    -Her yıl gıda zincirine girmek üzere yetiştirilen 44 milyon hayvanın 1 milyonu çöpe gidiyor. Çünkü bu hayvanlar mezbahaya canlı olarak ulaşamıyor: ömürlerini yarı karanlık ahırlarda geçiren hayvanlar, mezbahaya götürülmek üzere ilk kez gün ışığına çıkarıldıklarında kalp krizi geçiriyorlar.
     
    -Her yıl 43 milyon yumurta tavuğu çiftliklerde kıpırmadan yaşıyor. İstiflenmiş vaziyette duran tavuklar kanat bile çırpamıyor.
     
    -Avrupa'da her yıl 250 milyon sığır, at ve koyun canlı olarak naklediliyor. Bu hayvanlar 20-30 saat boyunca hiç kıpırdamadan, susuz yolculuk yapıyor. Yolculuk esnasında her on hayvandan biri ölüyor.
     
    -Bilimsel deneylerde de hayvanlar toplu kıyıma uğruyor. Yılda 1,600,000 köpek, kedi, maymun ve fare laboratuvarlarda eziyete uğruyor. Bu hayvanların bir kısmı mikrop bulaştırılarak hastalanıyor, bir kısmı zehirleniyor, bir kısmının da vücutları kesiliyor. İtiraz deneylere değil, deneylerdeki insafsız hayvan israfına...
     
    Oysa en önemli sorunları insanlarla konuşamamak olan hayvanlar şaşırtıcı kabiliyetler gösteriyor. Meselâ fareler zehirli yiyecekleri ayırt edebiliyor, filler ölen yakınları için ağlıyor, bazı maymun türleri bir yaşındaki çocuğun anlayamayacağı matematik işlemlerini çözümleyebiliyor, bazılarının zekâsı ise dört yaşındaki çocuklarınkine eşit.
     
    Elbette sadece bunlar yüzünden değil; can taşıdıkları, acıları hissettikleri için, bizim insafımıza terk edilmiş oldukları için onlara nasıl davrandığımız, aslında bizim ne kadar insan olduğumuzu gösterir dersek abartmış mı oluruz?

     


    Derleme
     
    yarali07
     

     

    3월 10일

    Köpeciklerin On Ricası

     
     Benim hayatım 10 ilâ 15 sene sürer. Senden her ayrılışım bana acı verir. Beni almadan önce bunu düşün.
     Bana, senin benden istediklerini anlayacağım bir süre ver.
     Benim içimde itimat hissi uyandır. Ben bununla yaşarım.
     Senin hayatında iş, eğlence ve arkadaşların var. Benim hayatımda ise sadece sen varsın. Bana hiçbir zaman uzun süreli darılma ve cezalandırmak için bir yere kapatma.
     Arada sırada benimle konuş. Sözlerini anlamasam bile benimle konuştuğunu anlarım.
     Bana daima nasıl davranılması gerektiğini bil. Ben, benim nasıl davranmam gerektiğini hiç unutmam.
     Beni dövmeden evvel, esasında dişlerimle kemiklerini un ufak edebileceğimi, ancak asla böyle bir şeyi denemeyeceğimi düşün.
     Beni isteksiz, tembel ve inatçı diye azarlamadan evvel düşün; Belki yediğim yemek dokunmuştur, belki güneşin altında uzun zaman kalmışımdır veya hâlim kalmamıştır.
     Yaşlandığımda benimle ilgilen, bir gün sen de yaşlanacaksın.
     Her zor anımda yanımda ol. "Benim içim kaldırmaz" veya "ben görmeden olsun" deme, çünkü benim için herşey seninle daha kolaydır.
     
     
    Sağlık 2000'den
     
    bebek_köpecikler5
     

     
    3월 9일

    PsikoNET Halleri :)

     
     
    NETİZOLE (Net İzolasyonu) : İki kişi yan yana oturuyordur ve birbirleriyle net üzerinden haberleşiyorlardır. Geçici olması temenni edilir.
     
    NETAMERT (Net Na-Mertliği) : Tanımadığı insanlarla net üzerinden kavga etmeyi severler.
     
    NETÜMİTSİZ (Net Ümitsizliği) : Bir hafta boyunca e-mektup alamadığında yaşanır. Daha da uzarsa, terk edilmişlik duygusu sökün eder. Yazııık!
     
    NETASABİ (Net Asabiliği) : E-mektup hizmet sağlayıcısının bir hafta boyunca hizmet dışı kalması sebep olur. Nedenseldir.
     
    NETUMURSAMAZ (Net Kayıtsızlığı) : Kendisine gelen "aşk mektubunu" "herkese gönder" düğmesine basarak forward ederler.
     
    NETAYLAK (Net Aylaklığı) : Sırf bir iş yapıyor gibi hissetmek için kendi adreslerine mektup göndermekten bile çekinmezler.
     
    NETÜMİT (Net Ümitvarlığı) : Takımına başarı dilekleri ileten e-mektuplar atıyordur. Faydası olacağına da yürekten inanırlar.
     
    NETDEJAVU (Net Tekrarı) : Kendi yazdığı bir mektup bir süre sonra birilerinden tekrar kendine yönlendirildiğinde hissedilir.
     
    NETİÇSEL (Net İçselleştirmesi) : Yüzerken ayağına kramp girer, "imdat" diyeceğine gayri-ihtiyari "F1, F1" diye bağırır. Kimsenin yardıma gelmemesi üzerine durumu fark edip bağırışını düzeltirse kurtulma ihtimali vardır. En tehlikeli psikonet halidir.
     

    Fun Crunch'tan uyarlama
    IT HEIGHTS
    HEIGHT of ISOLATION: Two persons sitting side by side using emails to communicate with each other. 
    HEIGHT of COWARDICE: Two persons fighting through emails.
    HEIGHT of
     HELPLESSNESS: Receiving no emails for a week.
    HEIGHT of FRUSTRATION: The email server being down.
    HEIGHT of CARELESSNESS: Writing a love mail and doing a 'Send All.'
    HEIGHT of
     TIMEPASS: A person sending email to himself
    HEIGHT of EXPECTATION: Sending Indian cricket team an e-mail, wishing them to win a match
    HEIGHT of REPETITION: Forwarding an email 2 someone and receiving the same email forwarded back to u by some one in the receiving chain.
    HEIGHT of BROWSING: U r swimming in the water tank and shout 'F1 F1 F1 ' instead of shouting 'HELP' when u are unable to swim...

     
    3월 8일

    Kazlarla Uçmak İster miydiniz?

     
     
    Yaban kazları 8,000 metre gibi inanılması güç bir yükseklikte uçabilirler. Yolcu uçaklarının kabaca 9-12,000 metre aralığında uçtuğunu düşünecek olursak, bu gerçekten inanılması güç bir irtifa... Çünkü bu yükseklikte havadaki oksijen oranı pek düşük olduğu için, insanlar dahil pek çok canlı nefes bile alamaz.
     
    Bir de V şeklinde uçuşları var yaban kazlarının. Bilim adamları "V" seklinde uçulduğunda, uçan her kuşun arkasındaki kuşu kaldıran bir hava akımı sağladığını, kazların bu hava akımını kullanarak uçuş menzillerini yüzde yetmiş oranında uzattıklarını söylüyorlar.
     
    Gruptaki bir kaz hastalanır veya bir avcı tarafından vurulup, uçamayacak duruma gelirse; düşen kza yardım etmek üzere, gruptan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta/yaralı kazın yanına gidiyor. Tekrar uçabilene (veya ölümüne kadar) onun yanında kalıyorlar. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu buluyorlar. Hirbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor.
     
    Bir süreliğine de olsa, böyle özelliklere sahip kazlarla beraber uçmak istemez miydiniz?
     
    Kazlarla Uçmak
     
    Fotoğraflar: C. Moullec
     
     
    kazlar1kazlar2kazlar3kazlar4