Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 ![]() | 도움말 |
|
|
12월 29일 Sütçülere Bırakılan Notlar :)Müşterilerin, sabah siparişlerini kapılarına getiren sütçülere bıraktıkları notlardır.
Hepsinin gerçek olduğu iddiası mevcuttur :) " kızım milkshake istiyor.. siz mi yapıp getirirsiniz, ben kendim mi yapmalıyım?" " sütcü lütfen çıkarken bahçe kapısını kapatmayı unutma; yoksa kuşlar içeri gelip süt şişelerinin kapaklarını gagalıyo.." " dünkü notu yanlış bırakmışım kusura bakma: 1 yumurta + 12 şişe süt diil tam tersi olacaktı"
" lütfen geldiğiniz zaman kapıyı bi çalar mısınız, sizinle görüşmem gerekiyor.. televizyonum bozuk olduğu için dün yalan rüzgarını seyredemedim. siz seyrettiyseniz neler olduğunu bana anlatır mısınız?"
" lütfen yarından itibaren bana gün aşırı 2 şişe süt bırakın, 3 günde bir de tek şişe süt bırakın, ama perşembe ve cumartesi hariç çünkü onlar süt içmek istemediğim günler.."
" arka kapı açık.. sütü buzdolabına koy, çekmeceden paranı al, lutfen paranın üstünü bozuk ver akşam bingo oynuycaz.."
" lütfen bugün için süt bırakmayın.. bugün derken yarını kastediyorum cünkü ben bu notu dün yazdım... yoksa bugün mü?"
" sütü bırakmaya geldiğinizde lütfen ocaktaki yemeğin altını söndürün, köpeği dışarı çıkartın, gazeteyi içeri alın.. Not: süt istemiyorum"
" süt istemiyoruz.. 14 numaraya da süt bırakma cünkü sevgilisi dün gece kadını testereyle doğradı...ben biliyodum zaten adamın manyak olduğunu, bakışları bile bi tuhaftı.."
12월 25일 Ufka Dalan Gözler Orada Neler Görür?Bir mıknatıs olup gözlerimizi çalan
akşam güneşi, gidip de onları bize bıraktığında mı alır aklımızı, yoksa aklımız mı onun peşine takılıp gider? Sahi... Neden gidip de gelmek bilmez? Neler görür de bize hiç anlatmaz ufka gidip gelememelerdeki haylaz gözlerimiz? Nedir bizden bile sakındığı sırlar? Ah gözlerim! Ah aklım! Ah ikisini de benden çalan esrar dolu akşam güneşi! Fotoğraf: Bekir ÖZCAN 12월 18일 Hayata Biraz Mola Vermek İster misiniz?Azıcık mola verelim.
"Mola" diyorum evet Azıcık durun ve sakinleşin hadi..
Tüm geçici gündemleri, koşturmaları bırakın!
Azıcık nefeslenin ve kalıcı gündeme odaklanın;
Nice zamandır ihmal ettiğiniz kendinize, sevdiklerinize dönün..
Ve ara verip hayata, hayat bulun.
Bugün hayatın içinden, en gerçeğinden çocuklarlayız buyrun;)
Çocuklaşan büyüklere bayılıyorum ben. Çocuklarıyla oynayan anne-babalara..
Çocuklarla oynayan büyüklere.. Çocuklara değer verip, onlarla "büyüklermişcesine" konuşanlara.. Çocuklaşanlara.. Bayılıyorum.. İyi ki varlar onlar.. Çünkü mâlûm çocuklaşmadan, çocuk yüreklerine ulaşamaz insan.. Ve zamanımızda maalesef, çocuklaşan anne-babalar ve dahi büyükler çok azaldı. :( Duygu zenginliğinden geçiyor elbet çocuklaşmak.. Ama şimdi toplumda tek değer hükmü olan para ve paraya ulaşma yolları, siyaset, tv vs. vs. çeker oldu büyükleri.. Eskitmeyin yüreklerinizi ey büyükler! Çocuklaşın Çünkü çocuklar hep saf..Hep temiz, Hep umutlu.. Hep güleryüzlü..Hep yalansız dolansız.. Hep hilesiz..Hep..Hep.. ... Büyüklerse tam tersi. Hiç büyümeyelim hiç eskitmeyelim yüreklerimizi.. Ee, sizler de oynuyor musunuz çocuklarla? Çocuklaşan, daha doğrusu içindeki çocuğu öldürmeyen büyüklere selâm olsun Seni bizim eve götürsem gelir misin?.... Sosis yapsam yer misin? Ayy ayy! Ne tatlı şeysin öyle! Yerim seni yerim Böyle bir reklam vardı eskiden televizyonlarda, beğeniyle izlediğim Var mı şimdi de, bilmiyorum..Çok hoştu Tam yakalamışlar vurucu noktayı.. Hani bizde, hep büyükler, bir çocuk gördükleri zaman; -Benim oğlum-kızım olur musun? -Seni bize götüreyim -Anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun? -Yerim seni çok tatlısın vb. gibi garip garip sorular sorarlar hep Nedense Yahu çocuk niye gelsin sizin eve? Neden senin çocuğun olsun? Neden "anneyi mi, babayı mı?" şeklinde bu zor tercihe takılsın kafası? Bazı siyasetçi çocuklar da yok değil ha Böyle sorunca; -Seni diyorlar.. Artık o an üstte-başta ne varsa topluyorlar tabii Çocuklar küçük yaşlarda somut-soyut ayıramadıkları için, her soruyu gerçek sanıyor, korku ve endişeyle, biraz da şüpheyle bakıyorlar sorana.. Eve ilk gelenlere, yabancılara yaklaşamamaları, ısınamamaları belki de bu yüzden Sahiden onların çocuğu olacağını, onu yiyeceklerini vb. zannediyor belki garibim Neden böyle yapıyor, can sıkıyor bu büyükler peki? Belki de çocuğun seviyesine inemeyecek kadar, içlerindeki çocuğu öldürmüş büyükler bunlar kimbilir.. İşte reklamda, ustaca buna göndermeler yapılıyor anlayana Hoş
Çocuklarımızın şu sıkıcı büyüklerin "garip" sorularından kurtulmaları dileğiyle Herkes Okusun Bugün ne yapın biliyor musunuz?.. Gece çocuğunuz -çocuklarınız uyuduğunda, yavaaşça girin odalarına.. Elinize yumuşak uçlu-mürekkepli bir de kalem alın.. Ve.. Eline "seni seviyorum" " yazın.. Gül kokulu öpücüklerle çıkın odadan.. Bırakın gün boyu taşısın, sizi ve yüreğinizi.. Demeyin, "başka yolu yok mu sevgiyi göstermenin?" Olmaz mı? Çook.. Bu onlardan sadece biri, en basiti belki de.. Onlar anlar merak etmeyin.. Çocuklar sürprizlere bayılırlar, her çocukça yürek gibi.. Yeter ki sevginizi göstermeyi bilin.. Saklamayın yüreğinizi, öpücüklerinizi, gülüşlerinizi, sözlerinizi.. Sakınmayın sevginizi.. Hadi bugün uygulayın Hem biliyor musunuz, cennette bir köşk varmış, oraya sadece çocukları sevindirenler girecekmiş.. Ve; Her çocuğunu öpüşünde anne-baba, 10 sevab yazılırmış.. Ve; Sevenin sevdiğini bildirmesinde ecir varmış.. Bunlar, hadis mealleri ve bu işin öteler dökümü Çünkü malum insanoğlu bir gariptir, Ne yaparsa illa neticesini görmek-bilmek ister.. Hep cennet hesaplarındadır, ibadetlerinde bile mesela.. Halbuki bilse: O'na hesapsız varsa, O'nu razı etse, zaten cennetler onundur. "Bana seni gerek seni.." söylemiyle yola çıkmalı insan.. Beşeri sevgilerde de durum aynı.. İnsan beklentisiz sevmeli. Beklentiler, boğar-tutsak eder insanı, mutsuz kılar.. Tıpkı bir annenin çocuğunu sevdiği gibi sevmeli insan. Anne beklentisiz sever. Hep verir, almayı hiç düşünmeden.. Çünkü ona yansıyan Vedud'tur O'ndan.. Beklentisiz sevmek özgür kılar insanı, ötelere taşır. Ufuklar açar.. İşte onun için annenin hakkı üçtür babaya karşı Neyse.. Sözü fazla uzatmadan, hadi deneyin bakalım bugün: Çocuğunuzun koluna "seni seviyorum" yazın.. Beklentisiz sevin.. Cennet planları yapmadan, Sadece O dedi diye, O'nu razı etmek için ibadet edin.. Yani: Özgür kılın kendinizi, ötelere uzanın. Muhabbetle efendim. Ayşe Reşad 12월 8일 Kim Zengindir? Veya Zengin Kimdir?Kâsım beyin toprakları doğudaki ufuktan batıdaki ufka, kuzey ufkundan güney ufkuna kadar göz alabildiğine uzanıyor ve Kâsım bey de "ne kadar geniş toprakları olduğunu görmek için" her gün atıyla arazisini dolaşmaktan çok mutlu oluyor, her dolaşmasında da topraklarına katmayı düşündüğü yeni toprakları inceleyip planlar yapıyordu.
O gün de böyle dolaşırken kiraya verdiği tarlalarından birinde kiracısı Hasan beyi gördü. Atını ondan yana sürdü. Öğlen sıcağında mola vermiş, ağaca yaslanmış, uyukluyor gibi görünüyordu Hasan bey. Ama biraz daha yaklaşınca aslında uyumadığını, düşündüğünü gördü. Selam verip söze girdi: "ne düşünüyorsun Hasan, binin yarısı beşyüz." Hasan bey de Kasım beyi görmüş, ayakta karşılamış, yanına buyur etmişti. "Verdiği onca nimet için Rabbime şükür ediyordum" dedi utangaç bir sesle. "Verdiği nimetler için mi? İlâhi Hasan! Senin neyin var ki?" diye gülümsedi Kâsım bey, sesine zoraki bir acıma tonu yükleyerek. Hasan bey kinayeyi belki anladı, belki anlamadı; "Olur mu beyim? İşte, neye ihtiyacım varsa Rabbim vermiş çok şükür. O'ndan daha ne isteyebilirim ki? Daha fazlasını İstersem edepsizlik etmiş olurum mazaallah." Kâsım bey, ailesiyle beraber derme çatma bir kulübede yaşayan, bu kulübe ile ekip biçtiği ufacık arazisi bile kiralık olan bu adam -söylediklerinde samimi mi- diye şöyle bir süzdü onu, hiçbir şey anlamadı, fazla da üzerinde durmayıp ayaklandı: "iyi ya, öyle diyorsan öyle olsun, bana müsaade." "Beyim" dedi tereddütlü bir sesle Hasan bey, atına bir sıçrayışta binen Kâsım beyin yanına yaklaşarak, "dün gece bir rüya gördüm: köyün en zengini bu gece ölecek dedi bir ses rüyamda. N'olur kendinize dikkat edin." Gözlerini kısarak Hasan beyin yüzünü bir müddet inceledikten sonra "Sırtın açıkta kalmıştır" dedi Kâsım bey gülerek. Ama evine giderken yol boyunca gittikçe daha çok ciddiye almaya başladı Hasan beyin rüyasını. Sonunda eve vardığında artık oldukça endişeliydi. Yemeğe oturmadan kasabaya adam göndertti doktor çağırmaya. Gecenin bir vakti geldi doktor. Enine boyuna bir güzel muayene etti Kâsım beyi: yok, hiçbir şeyi yoktu. Sapasağlamdı. Kâsım bey biraz rahatladı ama "gecenin bu vaktinde artık dönmeyin, kalın misafirimiz olun, yarın sabah dönersiniz kasabaya" diyerek -n'olur n'olmazına- onu evinde alıkoydu. Saatler geçmek bilmese de nihayet herkesi uyku bastırdı. Ve sabah oldu. Kapı çalıyordu. Kâsım bey "dediğim gibi, sırtı açıkta kalmış Hasan'ın" diye gülümseyerek kapıyı açtı. Hasan beyin hanımıydı kapıyı çalan. İki gözü iki çeşme, yutkuna yutkuna derdini anlattı: "Kâsım abi... Bizim bey..." "Sabah namazına kalkamadı... Baktım, ölmüş... Uykuda..." http://groups.google.com.tr/group/bursaforum "The Richest Man In The Valley", Comogy / (Zengin Kimdir, Isoner) A rich landowner named Carl often rode around his vast estate so he could congratulate himself on his great wealth. One day while riding around his estate on his favorite horse, he saw Hans, an old tenant farmer. Hans was sitting under a tree when Carl rode by. Hans said, 'I was just thanking God for my food.' Carl protested, 'If that is all I had to eat, I wouldn't feel like giving thanks.' Hans replied, 'God has given me everything I need, and I am thankful for it.' The old farmer added, 'It is strange you should come by today because I had a dream last night. In my dream a voice told me, 'The richest man in the valley will die tonight.' I don't know what it means, but I thought I ought to tell you.' Carl snorted, 'Dreams are nonsense,' and galloped away, but he could not forget Hans' words: 'The richest man in the valley will die tonight.' He was obviously the richest man in the valley, so he invited his doctor to his house that evening. Carl told the doctor what Hans had said. After a thorough examination, the doctor told the wealthy landowner, 'Carl, you are as strong and healthy as a horse. There is no way you are going to die tonight.' Nevertheless, for assurance, the doctor stayed with Carl, and they played cards through the night. The doctor left the next morning and Carl apologized for becoming so upset over the old man's dream. At about nine o'clock, a messenger arrived at Carl's door. 'What is it?' Carl demanded. The messenger explained, 'It's about old Hans. He died last night in his sleep.' ******* Being rich has nothing to do with money or possessions. But it has everything to do with having a relationship with God. 12월 4일 Online Video: Sokak Müzisyenleriyle Yapılan KlipHiç sokak müzisyenleriyle karşılaştınız mı? Hani kaldırımda oturup bir şeyler çalarlar. Önlerinde de beğenenlerin bahşişlerini atabilmeleri için bir kutu filan vardır. Hah! İşte, elemanın biri bu sokak şarkıcılarının söylediği bir şarkıyı (stand by me) kaydetmiş, sonra hepsini bir araya getirip -bence- çok güzel bir klip üretmiş. Buyurun, kaçırmayın. :)
Stand by me:
12월 3일 Sessiz Bir AşkKızın ailesi, ta en başından beri oğlanı sevememişti. Sadece sevmemekle kalmamışlar, kızlarını -onunla evlendiği takdirde mutsuz olacağına- ikna etmeye çalışıp durmuşlardı.
Kız ise, ailesinin baskısına rağmen oğlandan vazgeçemiyordu. Ama bu baskıdan da hiç etkilenmiyor değildi: sık sık onunla kavga ediyor, bir türlü sözlüsünün sevgisinden tam emin olamıyordu. Oğlanın pek konuşkan olmaması da duruma hiç yardım etmiyor; sözlüsü üzerine düştükçe o daha çok sessizliğe gömülüyor, o sessizliğe gömüldükçe sözlüsü daha çok huzursuz oluyordu. Arkadaşlıkları bu şekilde birkaç yıl sürdükten sonra çocuk okulunu bitirdi. Bitirir bitirmez de yurt dışındaki parlak bir üniversiteden lisansüstü eğitim teklifi aldı. Ülkeden ayrılmadan nişanlısıyla son bir defa buluştu. "Sevgilim" dedi, "ağzım pek laf yapmıyor biliyorum. Sana bütün söyleyebileceğim, seni çok ama çok sevdiğim. Bana izin verirsen, hayatımın kalan kısmınında seni mutlu etmek istiyorum. Benimle evlenir misin?" Kız, oğlanın kararlılığını görünce "tamam" dedi. Ailesi de nihayet pes ederek evliliklerine onay verdi ve oğlan gitmeden nişan yapıldı. Sonraki yıllarda oğlan yurt dışında okumaya devam ederken kız da çalışmaya başladı. Birbirlerini telefonla arıyorlar, e-mail gönderiyorlardı. Elbette uzun bir ayrılık hiç kolay değildi, ama ikisi de birbirinden vazgeçmeden yıllar geldi, yıllar geçti. Ama bir gün kız işe giderken görülmez bir kaza yaşadı. Yokuşta park halinde bir araç -nasıl olduysa- kontroldan çıkmış ve kızı altına alarak metrelece sürüklemişti. Günler sonra gözlerini hastanede açtı kız. Annesi pencerenin yanına oturmuş, ağlıyordu. İçi burkuldu. Onu rahatlatmak için "ben iyiyim anne" demek istedi. Ama ağzından sadece nefes çıktığını fark etti. Bir daha denedi. Yine aynı. Kaza bütün vücudunu çok kötü hırpalamakla kalmamış, ses tellerine de zarar vermişti: kız sesini kaybetmişti. Hastanede geçirdiği günler boyunca sessizce ağladı, ağladı. Ama eve döndüğünde artık her şeyi kabullenmişti. Sadece telefon... Telefonun her çalışı kalbini hoplatıyar, yüreğini eziyordu. Nişanlısının durumunu bilmesini istemiyordu. Ona hayatı boyunca yük olma fikri ruhunu daraltıyordu. Nihayet ona bir mektup yazdı. "Daha fazla beklemek istemiyordu. Başka biriyle evlenecekti." Sonraki günlerde nişanlısı hergün defalarca aradı. Kızlarının çalan telefona bakarak sessizce ağlamasına dayanamayan aile sonunda taşınmaya karar verdi. Yeni bir mekân, yeni bir hayat işleri kolaylaştıracaktı. Yeni bir çevre gerçekten de kıza iyi geldi. Zaman içinde durumunu kabullendi. İşaret dilini de öğrendi. Her gece "onu unutması gerektiğini" kendine telkin ederek uyudu. Bir gün eski mahallesindeki kız arkadaşı uğradı: nişanlısı dönmüştü. Kız, arkadaşından ona hiçbir şey anlatmamasını istedi. Aslında anlatacak bir şey de yoktu nasılsa. Aradan bir yıl geçti geçmedi kız arkadaşı yine uğradı. Havadan sudan konuştuktan sonra çantasından bir davetiye çıkardı ve uzattı. Kızın kalbi param parça olmuştu. Titrek elleriyle davetiyeyi aldı, açtı. Eski nişanlısının adı ve... bir zamanlar kendi adının olmasını ümit ettiği yerde de... kız arkadaşının adı. Göz yaşlarına hakim olamadı. Başını davetiyeden kaldıramıyordu. Nihayet kaldırdığında kız arkadaşı gülümsüyordu. Ve eski nişanlısı da kapıda ayakta duruyordu. İşaret dili ile "bu dili öğrenmek tam bir yılımı aldı" diyordu. "Sana verdiğim sözü unutmadığımı söyleyebilmek için öğrendim." "Ve seni hâlâ sevdiğimi söyleyebilmek için" "Lütfen senin sesin olmama izin ver" Sonra yaklaştı, kızın yanına oturdu, elini eline aldı ve nişan yüzüğünü tekrar parmağına taktı. Kız artık sevinçten ağlıyordu. Sessizce. http://groups.google.com.tr/group/bursaforum "A Silent Love", Sweetawnis / (Isoner)
From the very Begining, the girl's family objected strongly on her dating this guy. Saying that it has got to do with family background & that the girl will have to suffer for the rest of her life if she were to be with him. Due to family's pressure, the couple quarrel very often. Though the girl love the guy deeply, but she always ask him: "How deep is your love for me?" As the guy is not good with his words, this often cause the girl to be very upset. With that & the family's pressure, the girl often vent her anger on him. As for him, he only endure it in silence. After a couple of years, the guy finally graduated & decided to further his studies in overseas. Before leaving, he proposed to the girl: "I'm not very good with words. But all I know is that I love you. If you allow me, I will take care of you for the rest of my life. As for your family, I'll try my best to talk them round. Will you marry me?" The girl agreed, & with the guy's determination, the family finally gave in & agreed to let them get married. So before he leave, they got engaged. The girl went out to the working society, whereas the guy was overseas, continuing his studies. They sent their love through emails & phone calls. Though it's hard, but both never thought of giving up. One day, while the girl was on her way to work, she was knocked down by a car that lost control. When she woke up, she saw her parents beside her bed. She realised that she was badly injured. Seeing her mum crying, she wanted to comfort her. But she realized that all that could come out of her mouth was just a sigh. She has lost her voice...... The doctors says that the impact on her brain has caused her to lose her voice. Listening to her parents' comfort, but with nothing coming out from her, she broke down. During the stay in hospital, besides silence cry,.....it's still just silence cry that companied her. Upon reaching home, everything seems to be the same. Except for the ringing tone of the phone. Which pierced into her heart everytime it rang. She does not wish to let the guy know. & not wanting to be a burden to him, she wrote a letter to him saying that she does not wish to wait any longer. With that, she sent the ring back to him. In return, the guy sent millions & millions of reply, and countless of phonecalls,.. all the girl could do, besides crying, is still crying.... The parents decided to move away, hoping that she could eventually forget everything & be happy. With a new environment, the girl learn sign language & started a new life. Telling herself everyday that she must forget the guy. One day, her friend came & told her that he's back. She asked her friend not to let him know what happened to her. Since then, there wasn't anymore news of him. A year has passed & her friend came with an envelope, containing an invitation card for the guy's wedding. The girl was shattered. When she open the letter, she saw her name in it instead. When she was about to ask her friend what's going on, she saw the guy standing in front of her. He used sign language telling her "I've spent a year's time to learn sign language. Just to let you know that I've not forgotten our promise. Let me have the chance to be your voice. I Love You. With that, he slipped the ring back into her finger. The girl finally smiled. |
|
|