Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 도구 도움말

블로그


    11월 19일

    Nil Karaibrahimgil -- İstanbul"da Sonbahar

     

    Reproduction of Teoman's sad composition

    YouTube - Nil Karaibrahimgil -- İstanbul"da Sonbahar
      
    11월 16일

    Milli Park - MFÖ

     

    lyrics: ismet özel
    music: mazhar alanson


    so terrible the loneliness that
    we pretend as if we're not
    actuallya we're no more a forest
    but (a single-tree) national park

    YouTube - MFÖ-Milli Park
      
    11월 1일

    Kırkına Bastığında

     
     
    Sana muhteşem tatlar ve kokular sunan bir dünya vardır önünde, hayata başladığında...
     
    Ve sen bu muhteşem tatlar ve kokularla uyuşursun yolun ilk yarısında. Acıların,  kırılmaların ne kadar büyük olsa da, öylesine uyuşmuşsundur ki; hepsi sana hafif gelir.
     
    Gençsin, kuvvetlisindir. Ölümün adını bilsen de sana Kaf Dağı kadar uzakta durur.

    Öylesine sarhoşsundur ki; ölümsüzlük iksirini elinde sanırsın.
    Hedeflerin büyük, yapmak istediklerin çok... Hoyratça harcarsın sevgileri "nasıl olsa gelir yenileri" diye...
     
    Kırdığın dost kâlpleri bir kutuya hapsedersin, yaşadığın her acıyı her sevinci bir kenara yazarsın; "bir gün belki okurum" diye...
     
    Çoğu hedefine ulaşırsın. Ulaştıkça da listene yeni hedefler eklersin.

    Hayat önünde öyle uçsuz bucaksızdır ki; korkmadan yürürsün ve önüne çıkan her şeyi yaşayıp sırtındaki çuvalı doldurursun.
     
    Öyle ya: yükün hafif, sen kuvvetlisindir.

    Hayata ve insana dâir bulduğun ne varsa atarsın çuvala hiç ayıklamadan... Yaşadığın her anla dolarken çuvalın,
     
    Bir gün... Bir de bakarsın...
     
    Yolun ortasındasın.
     
     
    Yükün alabildiğine ağır. Ayıklamadan yaşadığın doğrular-yanlışlar, günahlar-sevaplar çuvalını tıka-basa doldurmuş.
     
    "Keşke" dersin, "sadece iyi ve güzel olanları alsaydım. Keşke... Keşke ayıklasaydım."
     
     
     
    Kırkına bastığında yepyeni bir pencere açılır iç dünyanda. Diğerleri gibi hayallerle süslenmiş renk renk değildir bunun camı. 
    Elinde tuttuğun, ölümsüzlük iksiri sandığın şeyin meğer bir kum saati olduğunu fark edersin önce.
     
    Sen o renkli pencerelerde gördüğün yalancı nimetleri tadarken, sorhoşken zevkten neşeden, her adımda bir adım daha geride bırakmışsın hayatı meğer.
     
    Heyhat! Gençliğin sarhoşluğu geçmiş, ayılmışsındır. 
     
    Meğer o sarhoşluktanmuş, onca acıları azıcık azıcık hissetmen. Şimdi ayılmışsındır ve kesikler canını yakmaya başlamıştır.

    Zihninde açılan yeni pencerenin önünden geçen yaşlı birini görünce acıyorsundur artık. Sen o kadar yaşayacak mısın diye düşünüyorsundur da...
     
    Ama herşeye rağmen bu yeni pencereyi seversin. Çünkü gerçekte olan ne ise, onu gösteriyordur: ne bir eksik, ne bir fazla...
     
     
     
    İnsan kırkına bastığında ayıktır ve herşeyi olduğu gibi görür.
     
    Dört nala giden hayatın üzerinde, yelelerine sıkıca tutunmuş sürüklenirken itiraz hakkının olmadığını da bilirsin.

    Madem ki hayatı durdurmak elinde değil, madem ki hayat seni nerede ne zaman sırtından indirecek bilmiyorsun; daha iyiye, daha güzele meyledersin.
     
    Ve aynada sana bakan aksinle kavga etmekten vazgeçip yüzündeki çizgilerle, saçındaki aklarla dost olursun.
     
    Dinginsindir artık ve olgun...
     
    Hop oturup hop kalktığın günlere içten bir gülümsemeyle gülümsersin.