Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 ![]() | 도움말 |
|
|
11월 30일 Sevgiliyi Değiştirmeye Çalışmak Niye?Kendimizi bildik bileli yakın arkadaştık.
Bir gün iskelede oturmuş gelen geçen tekneleri izlerken, bir yandan da ona -ilgi duyduğum bir çocuktan- bahsediyordum. Onu seviyordum ama nasıl davranmam gerektiği konusunda tereddütlerim vardı. Arkadaşım elini suya daldırdı ve su dolu avucunu bana uzattı: "bak" dedi, "avucumdaki su aşkı temsil ediyor. Ben öyle görüyorum. Avucunu böyle açık tuttuğun müddetçe su avucunda kalacaktır. Ama avucunu kapayıp onu sıkarsan bulduğu ilk çatlaktan avucundan böyle kaçıp gidecektir" diyerek avucunu sıktı. Kendimi arkadaşımın canlandırdığı tiyatroya öyle kaptırmıştım ki, avucundaki su parmaklarının arasından dökülürken sanki sevdiğim çocuğu kaybetmişim gibi hüzünlenmiştim. O devam etti: "biz insanlar bunu hep yapıyoruz; aşkı bulduğumuzda onu elimizden kaçırmamak için ihtirasla avucumuzu sıkıyoruz: çeşitli beklentiler içine giriyoruz, hoyratça istiyoruz, istediklerimizde ısrarcı oluyoruz, hattâ yeri geliyor dayatıyoruz. Oysa aşkı -tabiatı gereği- el üstünde ama hür bırakmalıyken... "Birini sevdiysek -onu o haliyle sevmişken- sonra neden değiştirmeye çalışırız ki? Sen sen ol; ver ama bekleme, Tavsiye et ama emretme. İste ama ısrar etme. Hele hele dayatma noktasına hiç gelme." "Bu söylediklerimin söylendiği kadar kolay olmadığını biliyorum. Nefsin seni rahat bırakmayacaktır. Hele hayat boyu uygulama fikri korkutucu gelebilir . Ama alıştıktan sonra bunun o kadar da zor olmadığını göreceksin. Sevdiğinin hayatı boyunca seni sevdiğini görmek de senin mükâfatın olacak." Sevgili çocukluk arkadaşım, kolunu boynuma atıp gülümseyerek tamamladı sözünü: "Hayatımızın uzunluğunu aldığımız nefeslerin sayısıyla ölçerler. Doluluğu da -bence- nefesimizi kesen anlarla ölçülmeli." Hayat güzel. Sanıyorum bunu fark edebilmek, onu olduğu gibi kabul etmemizden geçiyor. http://groups.google.com.tr/group/bursaforum "A Nice Story About Love", Swami Vivekananda / (Isoner) I once had a friend who grew to be very close to me. Once when we were sitting at the edge of a swimming pool, she filled the palm of her hand with some water and held it before me, and said this: "You see this water carefully contained on my hand? It symbolizes Love." This was how I saw it: As long as you keep your hand caringly open and allow it to remain there, it will always be there. However, if you attempt to close your fingers round it and try to posses it, it will spill through the first cracks it finds. This is the greatest mistake that people do when they meet love...they try to posses it, they demand, they expect... and just like the water spilling out of your hand, love will retrieve from you . For love is meant to be free, you cannot change its nature. If there are people you love, allow them to be free beings. Give and don't expect. Advise, but don't order. Ask, but never demand. It might sound simple, but it is a lesson that may take a lifetime to truly practice. It is the secret to true love. To truly practice it, you must sincerely feel no expectations from those who you love, and yet an unconditional caring." Passing thought... Life is not measured by the number of breaths we take; but by the moments that take our breath away..... Life is beautiful! Let's Live it unless spoiling. 11월 19일 Mistik: İki KurbağaBir grup kurbağa ormanda zıplaya zıplaya geziyorlardı. Derken, o da ne! İkisi derin bir çukura düşmesin mi? Bütün kurbağalar çukurun başına toplandılar. Baktılar; çukur öyle derindi ki, zıplayarak çıkmalarına imkan yoktu. Şimdiden ölmüş sayılırlardı. Üzüldüler.
Çukurun başındaki arkadaşlarının yüzlerindeki ifadeyi görünce durumlarının vahametini daha iyi kavrayan iki kurbağa var güçleriyle zıpladılar, zıpladılar... Nafile! Onların bu çırpınışlarına yürekleri dayanmayan arkadaşları hep bir ağızdan bağırmaya başladılar: "çırpınıp durmaktan vaz geçin", "hiç olmazsa huzur içinde ölün", "böyle yaparak bizi daha çok üzüyorsunuz", "n'olur böyle yapmayın, kendinizi paralamayın"... Nihayet biri gerçekten denemekten vaz geçti, bir köşeye geçti, yeisle gözlerini yere dikti. Öyle üzüldü, öyle üzüldü ki, kâlp krizi geçirip oracıkta ruhunu teslim etti. Diğeri? O ha bire sıçramaya devam ediyordu. Her sıçrayışında çukurun duvarına çarpıp sırt üstü yere düşüyor ama doğrulup geriliyor, "yeter artık, kes şunu, bırak zıplamayı, kendini paralama, çırpınma" diyen bağrışıp duran arkadaşlarına bakıp yeniden, daha bir kuvvetle sıçrıyordu. Sonunda gerilip gerilip öyle bir sıçradı ki arkadaşlarının hayretten patlayan gözleri önünde çukurdan çıkmayı başardı. Arkadaşları sevinçle etrafını sardılar. Her biri hayret ve sevinçle sarılıyor, onu tebrik ediyordu. "Biz senden vaz geçmeni isterken, sen vaz geçmedin ve sonunda başardın. Senden özür diliyoruz" dediler. Çukurdan çıkmayı başaran kurbağa el işaretleri ile onlara "sağır olduğunu, ne dediklerini anlamadığını, ama hep beraber onu cesaretlendirdikleri için çok teşekkür ettiğini" söyledi. Ders: Bilhassa kötü durumdaki insanlarla öyle konuşun ki söyledikleriniz onları cesaretlendirsin, onlara yaşama sevinci versin. http://groups.google.com.tr/group/bursaforum "Two Frogs", Sweetawnis / (Isoner) A group of frogs were traveling through the woods, and two of them fell into a deep pit. When the other frogs saw how deep the pit was, they told the two frogs that they were as good as dead.
The two frogs ignored the comments and tried to jump up out of the pit with all their might. The other frogs kept telling them to stop, that they were as good as dead. Finally, one of the frogs took heed to what the other frogs were saying and gave up. He fell down and died. The other frog continued to jump as hard as he could. Once again, the crowd of frogs yelled at him to stop the pain and just die. He jumped even harder and finally made it out. When he got out, the other frogs said, "Did you not hear us?" The frog explained to them that he was deaf. He thought they were encouraging him the entire time. This story teaches two lessons: 1. There is power of life and death in the tongue. An encouraging word to someone who is down can lift them up and help them make it through the day. 2. A destructive word to someone who is down can be what it takes to kill them. Be careful of what you say. Speak life to those who cross your path. The power of words. 11월 7일 Mistik: Harikasın80'li yıllardı. Küçük kasabamızın gayretli belediye başkanı hem halka güzel bir hatıra olsun diye, hem de belediyenin ufak tefek ihtiyaçlarını gidermek için, konser vermek üzere ünlü bir ses sanatçısı ile anlaşmıştı. Konser halka duyurulduktan kısa bir süre sonra bütün biletler satılmıştı.
Konser gecesi, şehrin tek sinema salonunu hıncahınç doldurmuştuk. Hepimiz ünlü sanatçının canlı konserini izlemek için sabırsız ve heyecanlıydık. Sahnede belediye başkanını görünce -ünlü sanatçıyı anons edecek diye- uzun uzun alkışladık. Alkışlar kesilince belediye başkanımız konuştu: "Saygıdeğer hemşehrilerim. Ünlü sanatçımız, âni rahatsızlığı nedeniyle konserini son anda iptal etmek zorunda kalmıştır. Çok üzgünüz. Fakat sizi evlerinize eli boş göndermeyeceğiz. Belediye Bandosundan çok kaabiliyetli bir arkadaşımızın, ünlü sanatçımızı aratmayacağına inanıyoruz. Şimdi alkışlarınızla onu sahneye davet ediyorum. Huzurlarınızda..." Halkın hayal kırıklığı, küskünlük ve kızgınlık homurtuları arasında sahne alacak belediye çalışanının adı duyulmadı bile. Coşku havası aniden dağılmış, yerine memnuniyetsizlik ve öfke hakim olmuştu. Belediye çalışanı tedirgin bir şekilde sahnedeki yerini aldığında insanlar onu yuhalamamıştı, ama homurtular öyle yüksek perdeden devam ediyordu ki "temsili" sanatçının giriş konuşması da duyulmadı. Ama o konserine başladı ve elinden gelenin en iyisini sergiledi. Bir saat kadar sonra konseri bittiğinde o saygıyla eğilirken salondan çıt çıkmıyordu. Sessizliği balkondan gelen tek ve cılız bir alkış ve küçük bir oğlan çocuğunun sesi bozmuştu: "Babacığım, hârikaydın!" Ve küçük bir şaşkınlık sessizliğinin ardından bütün salondakiler, hepimiz alkışlamaya başladık. Biz insancıklar, hepimiz, hayatı Yaratan'ın bize uygun Gördüğü bir sahnesinde elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ve bunun fark edilmesi nasıl bizi mutlu edecekse; eşimizi, annelerimizi, babalarımızı, çocuklarımızı, kardeşlerimizi ve arkadaşlarımızı da mutlu edecektir. Ara sıra da olsa - çevrenizdeki insancıkların güzel yapmaya çalıştıklarını açıkça takdir edin, Onlara "hârika" olduklarını hissettirin. Onlara yaşama sevinci verin. "You Are Wonderful", Sweetawnis / (Isoner)
The following story captured our heart. It happened several years ago in the Paris opera house. A famous singer had been contracted to sing, and ticket sales werebooming. In fact, the night of the concert found the house packed and every ticket sold. The feeling of anticipation and excitement was in the air as the house manager took the stage and said, Ladies and gentlemen, thank you for your enthusiastic support. I am afraid that due to illness, the man whom you've all come to hear will not be performing tonight. However, we have found a suitable substitute we hope will provide you with comparable entertainment. The crowd groaned in disappointmentand failed to hear the announcer mention the stand-in's name. The environment turned from excitement to frustration. The stand-in performer gave the performance everything he had. When he had finished,there was nothing but an uncomfortable silence. No one applauded. Suddenly, from the balcony, a little boy stood up and shouted, Daddy, I think you are wonderful! The crowd broke into thunderous applause. We all need people in our Lives who are willing to stand up once in a while and say, I think you are wonderful. And at times others are expecting this from you. Are you telling them how wonderful you are? Say it now and make someone's day more pleasant. 11월 4일 Mistik: Dökülen SütÇalıştığı sahada önemli buluşları olan bir araştırma görevlisi idi. Kendisiyle mülakat yapan gazeteci "sıradan bir bilimci değil de, böyle buluşlarına buluş katan bir bilim adamı olmasının sırrını" sordu.
Gülerek "ben araştırıcılığa beş yaşında başladım" dedi ve anlattı: Annem mutfakta değildi. Kendim yapabilirim sanıp, buzdolabından süt şişesini almıştım. Ama masaya ulaşamadan şişe elimden kaydı, yere düştü, kapağı fırladı ve şişedeki bütün süt yere döküldü. Mutfak zemini tam bir süt gölüne dönmüştü. Annem mutfağa gelip de manzarayı görünce bağırmadı, beni cezalandırmadı. Ders de vermedi. "Rasim" dedi, "ne güzel bir süt gölü yapmışsın böyle. Bu kadar büyüğünü hiç görmemiştim." "Tamam, olan olmuş. Yerleri temizlemeden önce onunla biraz oynamak ister misin?" Gerçekten de bu süt gölündeki oyunumu hiç unutmam. Çünkü biricikti. Beş on dakika oynadıktan sonra annem yeniden mutfağa geldi ve "eveeet" dedi, "yavrucuğum ne zaman işleri böyle karıştırsak, nihayetinde ortalığı temizleyip toparlamamız gerekir. Şimdi söyle bakalım, neyle temizlemek istersin: süngerle mi, havluyla mı, yoksa paspasla mı?" Ben süngeri seçtim. Sonra yeri beraberce temizledik. İşimiz bitip ortalık yine tertemiz olduktan sonra annem sandalyeye oturdu, beni kucağına aldı ve ellerimi tutup "biliyorsun başarısız bir deney yaşadık. Şimdi bu iki minik el ile süt şişesi nasıl taşınır, onu öğrenelim" dedi, süt şişesini aldı, içini suyla doldurdu, balkona çıktık ve bana onu dökmeden nasıl taşıyabileceğimi gösterdi. Şişenin boğazından, ağzındaki dudak halkasının hemen altından iki elimle kavrayınca -işte- şişeyi düşürmeden taşıyabiliyordum. Ne güzel bir dersti... Annemle yaşadığımız bu olay ve benzerleri, bana daha çocuk yaşta hata yapmaktan korkmamayı, çünkü yaptığımız hataların bile bize yeni birşeyler öğrenebilme fırsatı verdiğini göstermişti. Meslek hayatımda yaptığım da bundan farklı bir şey değil. Bilgilerimi kullanıp korkmadan deniyorum ve her başarısız deneyden yeni bir şeyler öğrenerek, bunlarla yeniden deniyorum. Aslında hayatımızda da böyle olmalı, değil mi? "The Split Milk", Ashwini / (Isoner)
This is a story about a famous research scientist who had made several very important medical breakthroughs. He was being interviewed by a newspaper reporter who asked him why he thought he was able to be so much more creative than the average person. What set him so far apart from others? He responded that, in his opinion, it all came from an experience with his mother that occurred when he was about two years old. He had been trying to remove a bottle of milk from the refrigerator when he lost his grip on the slippery bottle and it fell, spilling its contents all over the kitchen floor—a veritable sea of milk! When his mother came into the kitchen, instead of yelling at him, giving him a lecture, or punishing him, she said, "Robert, what a great and wonderful mess you have made! I have rarely seen such a huge puddle of milk. Well, the damage has already been done. Would you like to get down and play in the milk for a few minutes before we clean it up?" Indeed, he did. After a few minutes, his mother said, "You know, Robert, whenever you make a mess like this, eventually you have to clean it up and restore everything to its proper order. So, how would you like to do that? We could use a sponge, a towel, or a mop. Which do you prefer?" He chose the sponge and together they cleaned up the spilled milk. His mother then said, "You know, what we have here is a failed experiment in how to effectively carry a big milk bottle with two tiny hands. Let's go out in the back yard and fill the bottle with water and see if you can discover a way to carry it without dropping it." The little boy learned that if he grasped the bottle at the top near the lip with both hands, he could carry it without dropping it. What a wonderful lesson! This renowned scientist then remarked that it was at that moment that he knew he didn't need to be afraid to make mistakes. Instead, he learned that mistakes were just opportunities for learning something new, which is, after all, what scientific experiments are all about. Even if the experiment "doesn't work," we usually learn something valuable from it. |
|
|