Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ님의 프로필You're Definitely On The...사진블로그리스트기타 ![]() | 도움말 |
|
|
1월 31일 Bugünün Öğrencisi, Yarının... Belki Hâkimi :)Okula geç kalan öğretmen, arabasıyla kırmızı ışıkta geçince soluğu trafik mahkemesinde alır.
- Hâkim bey, benim davamı öne almanız mümkün mü acaba? Öğrencilerimi bekletmek istemiyorum da...
Hâkim, gözlüklerinin üzerinden sert bir bakış fırlatır:
- Demek öğretmensiniz!
- Evet hâkim bey. Derse geç kalmasam iyi olur.
- Hayattaki en büyük arzumu gerçekleştirmek üzereyim. Oradaki masaya oturun ve beşyüz defa "kırmızı ışıkta geçtim" yazın.
Cezanız bu.
Fun Crunch'tan 1월 29일 Online Basit Oyun: Büyük Balık Küçük Balığı YutarHiç balık yakaladınız mı?
En azından balık yiyorsunuzdur.
Peki, bir balık olsaydınız nasıl bir hayatınız olurdu, hiç hayal ettiniz mi?
Buyurun size balık olma fırsatı... İlginç bir empati tecrübesi...
Sizi temsil eden balığı kürsör yardımıyla hareket ettiriyorsunuz.
Sizden büyük balıklardan kaçıp, sizden küçük balıkları yiyerek büyüyorsunuz.
Fazla oynamayın :)
Bir Balık Olsam
1월 28일 Çocuktur. Ne Dese Yeridir. :)Öğretmen derste kan dolaşımını anlatıyordu. Konuyu daha iyi anlatmak için bir örnek verdi:
- Mesela çocuklar, baş aşağı duracak olursam, yüzüm kızarır. Neden? Çünkü kan, yerçekiminin etkisiyle başıma hücum eder. - Eveeet! dedi sınıf. Çocukların anladığından memnun, öğretmen başka bir konuya geçmek için sordu: - Şimdi söyleyin bakalım: her zamanki gibi ayaklarımın üzerinde durduğumda neden kan ayaklarıma hücum etmiyor? Yine hep beraber cevap verdiler - Çünküüü ayaklarınız boş değiiiil. ... Öğretmen balinaları anlatıyordu. - Bu kadar büyük cüsselerine rağmen çocuklar, balinalar bir insanı yutamazlar. Çünkü boğazları çok dardır. Küçük bir kız itiraz etti: - Ama Yunus Peygamberi bir balina yutmuş. Öğretmen ısrar etti. - Bu fiziksel olarak mümkün değil çocuğum. Dediğim gibi balinaların gırtlağı çok dardır. Küçük kızın neşesi kaçtı. Somurtarak; - Cennete gidince bunu Yunus'a soracağım. - Ya Yunus cehenneme gitmişse? - O zaman siz sorarsınız. Funlok'tan
1월 27일 Kırk Yıllık Hanım Hiç Kırılır mı?Yaşlı çift yataklarına girmişler, koca uykuya geçmek üzere... Ama hanımı aniden bastıran bir romantik dalganın tesirinde... Kocasıyla sohbet etmek istiyor...
Dudaklarında hülyalı bir gülümseme, gözleri uzaklardaki zamanlarda:
- Bana kur yapacağında elimi tutardın...
Koca, gözleri hâlâ uykuda, elini uzatır, elini hanımının elinin üzerine koyar.
Birkaç dakika geçer.
- Sonra beni öperdin...
Koca uykusu ile hanımı arasında bocalar, uykusunu kaçırmaktan imtina ederek uzanır ve yanağına bir öpücük kondurur, aynı ağır çekimle başını yastığına tekrar yerleştirir. Artık huzurlu bir uykuya geçmeye tamamen hazır...
- Sonra boynumdan hafifçe ısırırdın...
- ?
Koca oyuncağı elinden alınmış çocuk huzursuzluğuyla yorganı kaldırır, yataktan kalkar.
Hanımı sorar:
- Nereye gidiyorsun?
- Dişlerimi takmaya.
A few moments later she said, "Then you used to kiss me." Mildly irritated, he reached across, gave her a peck on the cheek and settled down to sleep.
Thirty seconds later she said. "Then you use to bite my neck. "Angrily, he threw back the bed clothes and got out of bed. "Where are you going ?" she asked. "To get my teeth!" Fun Crunch 1월 26일 Fotoğraf: İrlandaİngiltere'nin batısında, 70 bin km2' genişliğinde, 4 milyondan biraz fazla nüfuslu bir ada ülkedir.
Daha önce Birleşik Krallığa (İngiltere) bağlı iken, geçen yüzyıl başlarında, uzun yıllar süren silahlı bir mücadele sonunda bağımsızlığına kavuştu. Başkenti Dublin, resmi dili İrlandaca ve İngilizcedir. Halkının %95'i katoliktir. Protestan İrlandalılar ise adanın kuzeyinde kendileri gibi Protestan İngiltereye bağlı olarak yaşamaya devam ederler. AB'in AET olduğu zamanlardan beri AB üyesidir.
En yükseği 900 m civarında olan bazı yükseltiler haricinde düz ve bol nehirli ve göllü ama az ormanlı bir arazisi vardır. Yazları da, kışları da ılık ve bol yağmurludur. Ekonomisi yarı yarıya tarım ve sanayie dayalıdır. Toprak altı zenginliği yoktur ama kişi başı gelir bakımından dünyanın en zengin ilk on ülkesi arasındadır.
"Bir adam en çok sevgilisini, en iyi ailesini, en uzun annesini sever." (İrlanda atasözü)
Not: İrlanda halkı Türk insanlarına karşı ya nötrdür veya pozitif. Ama asla negatif değil.
Fotoğraflar alıntıdır. 1월 25일 Video: Bir Adrenalin Bağımlısının Hüzünlü SonuAdrenalin böbrek üstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Görevi vücudu acil harekete hazırlamaktır.
Heyecan ve korku durumlarında adrenalin salgılanması artar. Adrenalin salgılanmasının artması ile kan damarlarını genişler, kalp atış hızı artar, bu da kan basıncını artırır, göz bebekleri büyür, karaciğerdeki glikojen glikoza dönüşmesiyle kan şekeri yükselir. Hemen akabinde salgılanan noradrenalin de sinir sistemine masaj etkisi yaparak sakinleşmeyi sağlar. Birincisinin verdiği coşku hali, ikincisinin verdiği rahatlama hissi bazı insanlarda bağımlılığa yol açar. Bu hisleri devamlı hissetmek için kumar oynarlar, extrem sporlarla veya faaliyetlerle uğraşırlar. Kleptomaninin bile (çalma hastalığı) adrenalin bağımlılığı ile ilgili yönü vardır. Bir adrenalin bağımlısı, adrenalin ve noradrenalinin kendisine verdiği keyfi tekrar tekrar yaşamak için parasını, işini, sevdiği diğer şeyleri, hatta hayatını bile tehlikeye atmaktan çekinmez.
Ve videoda bir örneğini göreceğiniz gibi, malesef çoğu zaman su testisi su yolunda kırılır. http://www.youtube.com/watch?v=7fZV7MXCLgw
1월 24일 Resim: Hayal Sanatı1월 22일 Erkeklere Sözlük :)Kadınların kullandığı bazı kelimelerin bizim için düz, bildik anlamlarından öte, farklı mesajları vardır. Bu anlamları bilmeyen erkeklerin işi zordur. Meselâ:
"İyi!" : Kendisinin haklı olduğunu, tartışmayı noktaladığını gösterir. Artık susmalısınız. Haklı olduğunuzu düşünseniz de. "Beş dakika" : Değişken anlamlı bir kelimedir. O giyiniyor ve siz bekliyorsanız yarım saat demektir. Ama siz tv seyrederken sizden bir şey yapmanızı istediyse ve size beş dakika mühlet verdiyse "beş dakika" gerçekten beş dakikadır. "Hiç!" : Bu kelime fırtına öncesi sessizliktir ve alarma geçmenizi gerektirecek "birşey" var demektir. "Hiç" ile başlayan tartışmalar "iyi" ile biter. "Devam et!" : Bu bir izin değil, ikazdır. Aldanıp da yapmaya devam etmeyin. Sesli iç geçirme: Bu bir kelime değildir, ama bu da erkekler tarafından yanlış anlaşılır. Sizin bir aptal olduğunuzu düşünüyordur ve "seninle niye vakit kaybediyorum ki" demek istiyordur. "Tamam!" : En tehlikeli kelimelerden biridir. Yaptığınız hatayı size ne zaman ve ne şekilde ödeteceğini düşünmek için zamana ihtiyacı var anlamına gelir. "Teşekkür ederim!" : Kadınlar tarafından en az kullanılan kelimelerden biridir. Bir kadın size teşekkür ediyorsa, mutlu olup nedenini sormaya kalkmayın. Sadece "birşey değil" deyin ve hemen odadan sıvışın. Ex-Zone'dan tercüme 1월 21일 Video: Zalim Baba Çocuklarını Balkondan Attı :)Çocuklar hastanede tedavi altına alınırken, cezaevine konan zâlim baba "burada olmaktan son derece mutluyum" şeklinde konuştu...
Zâlim Baba Rıfkı:
1월 20일 Erkeklerin Kaderi :)Doğduğumuzda annelerimiz iltifatlar ve çiçekler alır,
Evlendiğimizde gelinlerimiz halkın teveccühünü ve hediyelerini alır,
Öldüğümüzde dullarımız sigortamızı alır,
Kadınlar bunların hangisinden özgür olmak istiyor?
Vee...
Ömrümüzün ilk yirmi yılında annelerimiz "nereye gittiğimizi" sorar,
Sonraki kırk yılında bu soruyu karılarımız sormaya devam eder,
Hattâ ölünce de mâtem tutan kadınlar aynı soruyu sorarlar. :)
Fun Crunch'tan tercüme 1월 19일 Video: Uyku :)Uyku tüm memelilerde, kuşlarda ve balıklarda gözlenen doğal dinlenme biçimi... Tam anlamıyla şuursuzluk hali olmadığı söyleniyor ama videoda öyle görünmüyor. :) Yeterli uyku alınmaması unutkanlık, gerginlik, dikkat dağınıklığı gibi sorunlara neden olabildiği gibi, gereğinden fazla uyku ihtiyacı da depresyon habercisi olabiliyormuş.
Normalde insanların her gece ortalama 8 saatlik (6 ila 9 saat arasında) bir ana uykuya ihtiyacı olsa da her insan kendi uyku ihtiyacını belirler. İdeal uyku miktarımızı, basitçe sabah kendimizi dinlenmiş hissetmemizden ve gün içi performansımızdan anlayabiliriz. Ne kadar uyursanız uyuyun eğer ertesi gün kendinizi dinlenmiş hissetmiyorsanız, bir uzmana başvurmalısınız. Hafta sonları uyanma baskısı olmadığı için 30 dakika daha fazla uyunabilir. Ancak hafta sonu fazla uyuyarak ileriki zamanlar için uyku depolayamayacağımız gibi, kaçırdığımız uyku zamanını sonradan yakalamamız çok zordur.
Haadi hayırlı uykular!
Derleme
1월 17일 Video: DengeDünya bir denge üzerine kuruludur. 6 milyar insanın, birbirinin içine geçmiş ilişkileri içindeki ilahi denge sırrına bizim gözlerimiz, aklımız ulaşamasa da; o denge hep vardır.
http://www.youtube.com/watch?v=Fuev5-NwL7M
1월 16일 Bop Nerede? :)George W.Bush, uzatmalı Irak işgalinden dolayı düşen kamuoyu desteğini toparlayabilmek için düzenlenen bir dizi etkinlik çerçevesinde, bir ilkokula gitti. Sınıflardan birinde, haklılıklarıyla ilgili bir konuşma yaptıktan sonra, sözünü klasik "bir sorusu olan var mı?" ile bitirdi. Öğrencilerden biri elini kaldırdı, Bush sordu:
- Adın ne yavrum?
- Bob. Üç sorum var sayın başkan.
Birincisi: Ülkemiz, BM desteği olmadığı halde, neden Irak'a girdi?
İkincisi: Al Gore daha çok oy aldığı halde neden siz başkan oldunuz?
Üçüncüsü: Usame Bin Ladin'e ne oldu?
Çocuk sorularını bitirir bitirmez teneffüs zili çaldı, Bush "teneffüsten sonra devam ederiz çocuklar" deyip çıktı.
Ders zili çaldıktan sonra Bush tekrar sınıfa girdi.
- Eveet, nerede kalmıştık çocuklar? Ah! Evet, sorularda kalmıştık. Bir sorusu olan var mı?
Başka bir çocuk elini kaldırdı. Bush eliyle işaret ederek sordu:
- Adın ne çocuğum?
- Steve. Benim beş sorum var sayın başkan.
Birincisi; Ülkemiz, BM desteği olmadığı halde, neden Irak'a girdi?
İkincisi; Al Gore daha çok oy aldığı halde neden siz başkan oldunuz?
Üçüncüsü; Usame Bin Ladin'e ne oldu?
Dördüncüsü; Biraz önceki teneffüs zili neden 20 dakika önce çaldı?
Beşincisi; Bob nerde?
Fun Crunch'tan tercüme :)) 1월 15일 Deniz-Ülke ÇocuklarıBir başka alemde yaşarlar balıkçılar. "Deniz insanlarıdır" onlar. Hayatlarına dair birçok şey kara insanlarından farklıdır: kullandıkları kelimeler, deyimler, korkuları, duaları, özlemleri, hayalleri, eğlenceleri, yemekleri... Hatta evcil hayvanları bile "bir kedi, bir köpek" değil, "bir yunus, bir fok"tur. Onların dünyaları su-küre üzerindedir ve demirden, saçtan evlerde, odalarda (köprü, kamara), bahçelerde (güverte ) sürdürürler hayatlarını. Dünyadaki yetmiş iki buçuk milletin kültürleri kırk çeşitken, dünyanın bütün milletlerinin denizcilerinin kültürleri birdir. Birbirleriyle kırk yılın başı temasları olsa da, hepsi sanki aynı deniz-ülkenin çocuklarıdır. Biz denizlerde onların misafiri olurken, onlar da kendilerini karada misafir hissederler. Tıpkı bizim karaya tekrar ayak basmamızda duyduğumuz sevinci, onlar tekrar denizlere açıldıklarında hissederler. Deniz varsa (=hava kötüyse) bile iskeledeki teknelerinde geçirirler zamanlarını, denize açılamadıkları günlerde, "vira bismillah" diyebilecekleri saati bekleyerek...
Fotoğraflar alıntıdır.
1월 14일 Fotoğraf: Deniz Kenarında Bir Zaman DeliğiDeniz kenarına gidiyorsunuz. Şöyle cânım deniz kokusunu, bol oksijenle beraber içinize çekmeye, şehrin ve ilişkilerinizin karambolünde gerilen ruhunuzu gevşetmeye.
Sahil yolundan çıkıp, küçük dalgaların aralarında oynaştığı kayaların üzerinde, birinden diğerine sıçraya sıçraya yürürken, bir tanesinin üzerine geliyorsunuz ki: o kayanın üzerindeki zaman deliği, önünüze 200 yıl öncesini getiriveriyor. Şimdi oturun o kayanın üzerine ve üşüyene kadar, doya doya seyredin.
Fotoğraflar alıntıdır.
1월 11일 İnsansak Eğer Hata Yaparız. Yapmalıyız da. Sonra Üzülebiliyorsak...onu, sadece bir sıkıntımız olduğunda gerçekten hatırlarız...
zora düştüğümüzde...
çaresiz kaldığımızda...
hiç teklifsiz yardımını isteriz; "haşarı çocuklar" gibi...
sonra zaman geçer, o sıkıntımız kaybolur...
ve biz, o sıkıntımızı da, onu da unuturuz...
gündelik işlerimizi kendi başımıza halledebiliyoruzdur ya, onun yardımına ihtiyacımız yoktur ya...
unuturuz... aklımıza bile getirmeyiz...
veya bazen aklımıza gelse bile, geçiştiririz...
hoşça vakitler geçirirken de ona ihtiyacımız yoktur...
hattâ ayak bağıdır (!)
onsuz günler, haftalar, hattâ aylar geçirebiliriz...
ve -işlerimiz yolundaysa- hiç fark etmeyiz yokluğunu...
onun için birşeyler yaptığımızı düşündüğümüzde bile, "onun için" yaptıklarımızı yaparken "elimiz işte, aklımız oynaşta" dır...
onun için harcadığımız birkaç dakikayı, birkaç lirayı çok görür, kendimize sıkıntı yaparız...
ve zaten o birkaç dakikayı da "aklımız başka yerlerde" geçiştiririz...
yânisi; başımızdan savarız...
memnun olmadığımız her şeyden dolayı da ilk suçladığımız odur...
esas itibarıyla pek beğenmeyiz yaptıklarını...
tamam! o da bazen güzel yapmaktadır. ama biz ondan daha iyisini yapabiliriz...
ve biz hep daha iyi biliriz...
hele bazı yaptıklarını küçümsemek bir yana, hiddetle hesap sorarız: "niye yaptın bunu?"
onu üzeriz... çok üzeriz... hep üzeriz...
o ise hep susar... yine sever bizi... vermekten vazgeçmeyi düşünmez...
bizim farkında bile olmadığımız her şeyi...
ve istediklerimizi...
ama bazen vermeyince, yine ondan kötüsü yoktur...
oysa bir zaman sonra bakarız ki: onu vermemesi -meğer- yine "bizim iyiliğimize" imiş...
biraz utanırız... ama bunu kendimize bile itiraf etmekten kaçınırız: "tamam, tamam... bu defa sen haklıydın..."
o ise dışımızdaki kibire değil, içimizdeki utanca ve özüre bakar ve bunu en güzeliyle kabul eder... yaptıklarımızı unutur...
haydi gelin bu vefasızlığı kendimize yakıştırmayalım...
artık daha dikkatli olalım...
daha kaliteli, daha "insan evladı"...
daha bir "ona yakışalım"...
bizi çok ama çok seveni biz de birazcık sevelim...
bizi her saniye ananı, biz de hiç olmazsa her gün birkaç defa analım...
bizi saygın kılanı biz de saygın kılalım...
bize herşeyin üzerinde değer verene, biz - neden herşeyin üzerinde değer vermeyelim ki...
ona nedensiz düşman olanlardan da, onun adıyla şan-şöhret, envâi çeşit kazanç sağlayanlardan da yüzümüzü çevirelim, onlardan olmamak bize yetsin...
elimizde olup da fark etmediğimiz şeyleri düşünelim bazen: "onlar olmasa n'apardık?"
biz istemeden onları bize severek verene, -hatırladıkça- mütevazı teşekkürler gönderelim...
hayat bazen gerçekten zor olabiliyor...
içimizdeki kavgalar bizi hiç bırakmıyor...
günde on defa yenilsek de...
her seferinde, sonra yine onu hatırlayalım...
ve gönlü kırık, mahçup bir özür dileyelim...
bir daha yapsak, bir daha mahçup olalım...
bin defa daha yapsak, bin defasında da mahçup olalım...
biz, "ar damarı yırtılmış" insanlara karşı ne hissederiz?
hep hata yapan, ama her seferinde yaptığına üzülene karşı ne hissederiz?
hayat güzel...
çünkü onu bize veren güzel...
çünkü "kendi güzelliğinden kattığı" siz güzelsiniz...
sevgiler...
1월 10일 Video: Sualtı Akvaryum Tünelinde Kısa Bir GeziSu altı dünyasını merak ediyorsunuz. Ama dalgıçlık yapacak kadar değil.
Eğer öyleyse, buyurun G.Carolina'nın en çok ziyaret edilen, 30,000 m2'lik
Ripley's Akvaryumuna :)
1월 9일 Terra Cota SavaşçılarıÇin'in, UNESCO tarafından dünya kültür mirasları arasında gösterdiği 10 hazinesinden biri, MÖ 259 – 210 yılları arasında yaşamış olan Qin Shi Huang'ın (Kin Şi Huan) anıtmezarıdır. Çin'in eski başkentlerinden olan Xian'ın 40 kilometre doğusundadır.
Qin Shi Huang'ın mezarı, 700.000 işçi ile 38 senede tamamlanmıştır. Anıtmezar, bir saray, salonlar, kuleler, kameriyeler ve pekçok heykelden oluşan muhteşem bir yeraltı şehridir. Mezarın kemerli tavanı yıldız resimleri ile, yan duvarlar ise Çin haritasi ve manzara resimleri ile süslenmiştir. Tabut bölümü "sönmeyen lamba" ile ışıklandırılmış, çok değerli mücevherat ve diğer değerli taşlarla süslenmiştir. Giriş kısmı mezar hırsızlarına karşı mekanik bir sistem ile korunmuştur. Yer altında ve üstünde çok büyük değere sahip rölikler mevcuttur. Şu ana kadar mezar alanından yaklaşık 50.000 obje çıkarılmıştır. Bunlar Terra Cotta savaşçıları, atları, bronz savaş arabaları, ve diğer nadide eserlerdir. Terra Cotta Savaşçıları 1974 yılında bölge çiftçileri tarafından, su kuyusu kazarken tesadüfen bulunmuştur. Toprak figürler, anıt mezarın 1.5 km doğusundaki dört çukurdan üçüne yerleştirilmişlerdir. 1. çukura savaşçıların sağ kanadı, ikinci çukura sol kanadi, üçüncü çukura ise karargah yerleştirilmistir. Çukurların inşasının Qin Shi Huang'in ölümünden sonra köylülerin isyanı ile Xainyang şehrine girmeleri sonucunda durduğu düşünülmektedir.
Tahminlere göre çukurlarda 130 dan fazla tahta savas arabasi, 500 terra cotta yük atı, 116 eyer, 7,000 den fazla savaşçı bulunmaktadir. Şu ana kadar bunlardan, 20 savas arabasi, 100 den fazla at, 1,400 savaşçı ve 10,000 'den fazla bronz silah çıkarılarak restore edildi.
Terra Cotta Savaşçıları tam anlamıyla savaşa hazır bir ordu gibidir. 70 savaşçıdan oluşan 3 sıra öncü kıtanın, ellerinde ok ve yaylar, sırtlarında ok çantaları vardır. Onları 40 sütun şeklinde piyadeler, süvariler, ve herbiri dört atla çekilen savaş arabaları takip eder.
Terra Cotta Savaşçıları, 20. yy'ın en önemli arkeolojik keşiflerinden biridir.
1월 7일 Mistik: Cennetten MektupSevgili anneciğim, sevgili babacığım.
Size bu mektubu bu yerden yazıyorum. Burası cennetmiş. Kucağında oturduğum melek öyle söyledi.
O beni seviyor ve benimle ağlıyor.
Kalbim kırık ya... Sizin küçük kızınız olmayı çok istemiştim ya...
Öncesini bilmiyorum. Ama bir gün varlığımı fark ettiğimde çok heyecanlanmıştım.
Loş, ama çok rahat bir yerdeydim.
Ellerimde ve ayaklarımda parmaklarım vardı. Ama oradan çıkabilmem için daha çook gelişmem lazımdı.
Olsun! Ben de zamanımı uyuyarak veya düşünerek geçiriyordum.
Anneciğim.
Daha ilk günlerimden itibaren seninle aramızda çok özel bir bağ olduğunu fark etmiştim.
Bazen ağladığını duyuyordum. Sen ağlayınca ben de ağlıyordum.
Bazen bağırıyor ve sonra ağlıyordun. Babam da sana bağırıyordu.
Üzülüyordum. Daha iyi olmanızı ümit ediyordum.
Neden o kadar çok ağlıyordun?
Bir gün bütün gün ağladın. Benim de yüreğim ezildi, ezildi.
Nasıl bu kadar mutsuz olabilirdin; anlayamıyordum.
İşte tam o gün korkunç bir şey oldu.
O ılık, emniyetli, rahat odama bir... bir canavar girdi.
Öyle çok korktum ki... Çığlıklar attım, bağırdım... Gücüm tükenene kadar.
O canavar kolumu parçaladı.
Öyle çok acıdı ki; sana tarif edemem.
Durması için yalvardım. Ama durmadı.
O bacağımı koparırken, ben dehşetle bağırmaktan başka bir şey yapamıyordum.
Acı içime çökmüştü.
Ölüyordum anneciğim.
Yüzünü asla göremeyecek miydim?
Beni ne kadar çok sevdiğini duyamayacak mıydım?
Oysa ben senin bütün gözyaşlarını silmek istemiştim.
Seni mutlu etmek için neler planlamıştım...
Şimdi bütün hayallerim tuz buz olmuştu.
Artık yerlerinde olmayan kollarım ve bacaklarımın yırtıldığı yerler mi daha çok acıyordu, kalbim mi; bilemedim.
Kızın olmayı ne çok istemiştim...
Sanıyorum bu olmayacaktı. Acılar içinde ölüyordum.
Ve kimbilir sen ne haldeydin!
Ölmeden önce seni ne çok sevdiğimi söylemek istedim anneciğim.
Ama henüz senin anlayabileceğin kelimeleri söyleyemiyordum.
Sonra acılarım kesildi.
O geldi. Şimdi kucağında oturduğum melek...
Bana kollarını uzattı, incitmekten korkarak kucağına aldı.
Öyle güzeldi ki...
Mutlaka sana benziyordu.
Beni bu güzel yere getirdi: Cennetmiş...
Kollarım, bacaklarım yine yerlerindeydi ve hiç acımıyordu.
Ama kalbim hâlâ acıyordu.
"Ne oldu" diye sordum meleğe,
"kimdi o canavar?"
"Kürtaj" dedi melek yaşlı gözlerle ve zor duyulur bir sesle.
Sana bu mektubu seni ne çok sevdiğimi söylemek için yazdım anneciğim.
Bana inan; yaşamayı çok istedim.
İsteğim vardı. Ama gücüm yoktu. Canavar öyle güçlüydü ki...
Yaşayabilmem mümkün değildi.
Seninle kalmayı çok istediğime inanıyorsun, değil mi?
Anneciğim, o kürtaj canavarına dikkat et, e mi?
Görürsen, kaç.
Ve anneciğim, inşallah senin kalbin de benimki gibi acımıyordur.
Seni çok seven bebecik kızın.
Ex-Zone'dan tercüme/uyarlama. |
|
|