More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  You're Definitely On The...PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

You're Definitely On The Page of Ismet Soner :)

Enjoy the soft music, the blog and the pics. You may also check ARCHIEVES for previous articles. Please feel free to write. Wish your day be brighter. http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
July 17

Video: Dünya Ne Kadar Büyük?

 
 
Avrupa'daki küçük ülkelerin birinden gelen bir misafirimle İstanbul'u -arabayla- doğudan batıya kat'ederken hayretini gizleyememiş, sadece gidiş istikametimizde değil, başını çevirdiği her istikamette göz alabildiğine uzanan bu devasa şehri hayretle izlerken "İstanbul ne kadar büyük!" sözleri dökülmüştü dudaklarından.
 
Yine arabayla, memleketimizin görülecek birkaç yerine giderken, bu defa da ülkenin büyüklüğü gözlerini korkutmuştu: "Türkiye ne kadar büyük!" Öyle ya! Onun ülkesinde en uzak mesafeli yolculuk 3 saati bulmuyordu.
 
Yıllar sonra Google Earth'de sanal Dünya turu yaparken, hayretle "dünya ne kadar büyük!" dediğimde o misafirimin şaşkınlığını hatırlayıp gülümsedim. Artık onun neler hissettiğini biliyordum: korku-saygı-hayranlık karışımı bir duygu...
 
Gözümüzle gördüğümüz ne kadar büyükse, aslında ne kadar da küçük olduğumuzun farkına varıyor ve bu büyüklük karşısındaki küçüklüğümüzle eziliyorduk.
 
Oysa ne arkadaşımın ne benim henüz görmediklerimiz vardı.
Ve onlardan da öte, hiçbirimizin asla göremediği, bütün bu büyüklükleri bir Yaratan vardı.
"Mesaj" filminde, bir kapsülün içinde bütün kâinatı seyrederken kendini tutamayıp ağlayan Dr. Ellie Arroway (Judy Foster) gibi ben de O'nun büyüklüğü karşısında içimi kaplayan bir hayranlık ve saygı ile eğiliyorum.
 
 
Dünya Ne Kadar Büyük?
 
Videoyu izlemek için tıklayın:
 
 
 
 
July 16

Video: Suya Mecburi İniş

 
 
En son Denizli'de, ondan önce de Diyarbakır'da iki yolcu uçağı düştü.
İkisinde de pilotlar asker kökenliydi. İkisinde de sebep malesef pilotaj hatasıydı. Yani lakaytlık.
Ölen pilotlara ve öldürdükleri mürettebat ve yolculara Allah'tan rahmet diliyoruz.
Ama âcil durumlarda bile uçağını -bir şekilde- yere emniyetle indirmeyi başaran pilotların da olduğunu görmek sevindirici. :)
 
 
Suya Mecburi İniş :)
 
 
Videoyu izlemek için tıklayın:
 
 
July 13

Mistik: Araba Atı ve Eşek

 
 
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, pireler tellal iken, develer berber iken çiftliklerden bir çiftlikte iki araba atı varmış. Yıllardır aynı arabayı çeken bu iki at hiç geçinemezler, devamlı tartışır dururlarmış. Araba atlarının tartışması ne olabilir? Hızlı gidiyorsun-yavaş gidiyorsun, sağa çekiyorsun-sola çekiyorsun...
Derken, bir gün atlardan birinin ömrü tamam olmuş, diğer at yapayalnız kalakalmış.
Yalnız kalınca aklı da başına gelmiş: eski ortağını arar olmuş. Bütün yükün sırtına kalması bir tarafa, arkadaşsız kalması bir yana. Bir yandan tek başına arabayı çekerken bir yandan da "ne alemi vardı, güzel güzel arkadaşlık yapacağım yerde, gereksiz didişmelere bulaşmanın, fena hislerle boğulmanın, kırmanın, kırılmanın?" diye hayıflanmış durmuş.
 
Gün geçmiş, devran dönmüş. Sahibi bizim atın yanına yeni bir at daha almış. Almış da, atımız bu sefer yeni atla didişmeye başlamış: hızlı gidiyorsun-yavaş gidiyorsun, sağa çekiyorsun-sola çekiyorsun... tıpkı eski günlerdeki gibi... tıpkı eski arkadaşı gibi...
Neyse ki bunu fark etmesi uzun sürmemiş. Fark eder etmez de, ahırın en bilgesi eşeğin yanında soluğu almış.
Eşek, atın hikâyesini sonuna kadar sessizce dinlemiş. Sonra konuşmuş: "hatanı fark etmen de bir erdemdir. Senin derdinin bir çaresi var. Var ama sen uygulayabilir misin, onu bilmem."
"Amman" demiş bizim at, "varsa söyle, vallahi uygulayacağım, billahi uygulayacağım. Çünkü kendimden utanır oldum, kendi yüzüme bakamıyorum."
"Peki" diye devam etmiş eşek, "Uygulayabilirsen hem mutlu olur, hem de mutlu edersin."
 
Şunu düşün:
Bundan seneler, seneler sonra ölmüş olacaksın.
Bundan seneler, seneler sonra o arkadaşın da ölmüş olacak.
Bundan seneler, seneler sonra sen ve şu çevrende gördüğün hiç  kimse artık hayatta olmayacak. Bizim yerimize yepyeni, bambaşka bir nesil hayat sürüyor olacak. Onlar da ölecekler, yerlerine yeni bir nesil gelecek.
Bunu her gün hatırlayabilirsen, önceden içinde büyüttüğün olumsuzlukların -aslında- nasıl da incir çekirdeğini doldurmadığını fark edeceksin ve içindeki sevgi açığa çıkmaya fırsat bulacak."
 
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
 
The Cart Horse & Donkey, Sweet Awni
 
Once upon a time there were two cart-horses. They worked together for many years, pulling the cart of a peasant. Over the years, they often argued with each other, complaining that the other was not keeping to its side, or was going just a little too quickly or just a little too slow.
One day, one of the two horses suddenly died.
The remaining horse was very upset about this.
It realized that in all the time that they had worked together, it had not once told the other horse how much it valued its company and its faithful help in pulling the cart. Now the chance was gone forever.
The horse also reflected on all the squabbles they had had. It suddenly understood that it need not have taken offence as easily as it had done, that it need not have borne as many grudges, that it could have been less arrogant, in short, it realized that it had wasted all the energy that had been available for friendship and kindness on unworthy and unnecessary thoughts and emotions.
The horse was ashamed and resolved to lead a different life in future. Whoever its new partner was going to be, things were going to be different.
But time passed, and the horse forgot. One day, it caught itself in exactly the same kind of behavior that it had sworn never to engage in again.
The horse could not understand why it had returned to its old ways.
That evening, in the stable, the horse decided to seek out the peasant's donkey, which had a reputation for wisdom among the animals.
The donkey listened to the horse's story. Eventually, it replied. "It is good that you have noticed what has happened. If you truly want to change, this is possible; but it will, for a long time, cost you your peace of mind. Are you prepared to accept this?"
The horse replied that it definitely did not want to return to its old ways. Anything was better than that.
So the donkey continued, "There is one very simple, and at the same time very hard thing that you have to do. Remember every day that one day, perhaps today, perhaps many years from now, you will die.
Remember every day that the horse next to you will die.
Remember every day that every other creature you will see, will one day die.
Remember that all animals alive today are part of a wave, which will soon break and be lost on the beach forever, to be followed by a new wave, and another, and another.
No wave is permanent. The only thing that is permanent is the ocean."
There were tears in the horse's eyes.
The donkey continued, "Only if you remember death will you become strong-willed and alert enough not to postpone love. This is my advice to you, and in following it, perhaps one day you may come to know that which is deathless."
 
July 09

Online Basit Oyun: Meteor Yağmuru

 
 
Kısa sürelerle farklı konulara odaklanmak zihni dinlendirir.
Kürsörü meteorun üzerine getirin, vurmak için tıklayın.
Dikkat edin: cephaneniz kısıtlı. Füzelerinizi, üzerinize düşme ihtimali olmayan meteorlarla heba etmeyin.
Fazla oynamayın. :)
 
 
Meteor Yağmuru
 
 
Oynamak için tıklayın:
 
 
July 07

Mistik: İnci Kolye

 
 
Ceyda boncuk gözlü, elma yanaklı, şakrak sesli 5 yaşında bir çocuktu.
Bir gün annesiyle pazara gittiğinde 2.5 liralık plastik bir inci kolye gördü. Aman Allah'ım! O ne güzel bir kolyeydi öyle... "Bunu alabilir miyiz anne?" diye sordu. "Hmm, gerçekten güzel bir kolye. Ama oldukça da pahalı. Bak sana ne diyeceğim: bu kolyeyi sana alacağım, eve gidince de onu ödemek için ne işler yapabileceğinin bir listesini çıkaracağız. Ha, bir de babaannenin sana bayramda verdiği 1 lirayı da üzerine katarız. Tamam?"
 
Ceyda kabul etti. Annesi kolyeyi aldı, bir hafta boyunca Ceyda görevlerini muntazaman yerine getirdi, üzerine de babaannesinin verdiği 1 lirayı kattı ve kolyenin parasını ödedi.
Kolyeyi öyle seviyordu ki; evde, anaokulunda, annesiyle alışverişe çıktığında, hattâ uyurken bile üzerinden hiç çıkarmıyordu. Sadece banyoda çıkarıyordu onları. Annesi banyoda çıkarmazsa boynunu yeşile boyayacağını söylemişti.
 
Ceyda'nın bir de, onu çok seven bir babası vardı. Her gece uyumadan önce yatağının yanına bir sandalye çeker ve ona masal okurdu. Bir gece masal bittikten sonra kitabı kapattı ve sordu: "Ceyda, beni seviyor musun?" "Evet babacığım, seni seviyorum" diye cevapladı Ceyda.
"Bana inci kolyeni verir misin?"
"İnci kolyemi mi? Haayııır! Onun yerine sana, bana doğum günümde aldığın pofuduğumu vereyim babacım. Bir de kahvaltı takımımı..."
"Tamam canım." dedi babası ve yanağına bir öpücük kondurdu: "iyi uykular meleğim."
Bir hafta sonra masaldan sonra babası tekrar sordu: "Beni seviyor musun Ceyda?" "Evet babacığım, seni seviyorum" dedi yine Ceyda.
"Tamam, o zaman bana inci kolyeni ver."
"Oo, babacığım inci kolyem olmaz. Ama sana tavşan terliklerimi, doğum günümde aldığın atımı vereyim. Öyle yumuşacık tüyleri var ki: oynamaya doyamazsın. Ben onu çok seviyorum. Sen de seversin."
"Yo, onları istemem. Peki bir tanem" deyip yanağına bir öpücük kondurdu yine babası: "iyi uykular meleğim, tatlı rüyalar."
 
Birkaç gece sonra babası Ceyda'ya masal okumak için odasına girdiğinde Ceyda yatmamış, yatağında oturuyordu. Dudakları titriyordu. "Buyur babacığım" diyerek elini uzattı. Avucunda sevgili plastik inci kolyesi vardı. Babasının avucuna bıraktı.
 
Babası bir eliyle onu alırken diğer elini cebine götürdü ve mor kadife kaplı bir kutu çıkarıp kızına uzattı.
Kutunun içinde çok zarif, çok güzel, gerçek incilerden bir kolye vardı.
En başından beri onu cebinde taşıyordu. Küçük kızının ucuz ve sahte olan kolyeden vazgeçeceği, ona gerçeğini verebileceği günü bekliyordu.
 
 
İşte böyle. Rabbimiz de ucuz ve sahte olan şeylerden vazgeçeceğimiz, bize gerçek hazineleri verebileceği günü bekliyor.

Sizin de vazgeçemediğiniz sahte plastik kolyeleriniz var mı? Gereksiz, hoş olmayan, zararlı davranışlarınız, eylemleriniz, alışkanlıklarınız?

Yaradan'ın diğer elinde ne var görmek istemez misiniz?

Allah cc, O'nun için vazgeçtiğinize karşılık, yerine çok daha iyisini vermeyecek mi sanıyorsunuz?
 
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
 
"pearls", kunwari kanya
Jenny was a bright-eyed, pretty five-year-old girl.
One day when she and her mother were checking out at the grocery store, Jenny saw a plastic pearl necklace priced at $2.50. How she wanted that necklace and when she asked her mother if she would buy it for her, her mother said, "Well, it is a pretty necklace, but it costs an awful lot of money. I'll tell you what. I'll buy you the necklace, and when we get home we can make up a list of chores that you can do to pay for the necklace. And don't forget that for your birthday Grandma just might give you a whole dollar bill, too. Okay?"
Jenny agreed, and her mother bought the pearl necklace for her. Jenny worked on her chores very hard every day, and sure enough, her Grandma gave her a brand new dollar bill for her birthday. Soon Jenny had paid off the pearls.
How Jenny loved those pearls. She wore them everywhere to kindergarten, bed, and when she went out with her mother to run errands. The only time she didn't wear them was in the shower - her mother had told her that they would turn her neck green. Now Jenny had a very loving daddy. When Jenny went to bed, he would get up from his favorite chair every night and read Jenny her favorite story. One night when he finished the story, he said, "Jenny, do you love me?"
"Oh yes, Daddy, you know I love you," the little girl said.
"Well, then, give me your pearls."
"Oh! Daddy, not my pearls!" Jenny said. "But you can have Rosie, my favorite doll. Remember her? You gave her to me last year for my birthday. And you can have her tea party outfit, too. Okay?"
"Oh no, darling, that's okay." Her father brushed her cheek with a kiss. "Good night, little one."
A week later, her father once again asked Jenny after her story, "Do you love me?"
"Oh yes, Daddy, you know I love you."
"Well, then, give me your pearls."
"Oh, Daddy, not my pearls! But you can have Ribbons, my toy horse. Do you remember her? She's my favorite. Her hair is so soft, and you can play with it and braid it and everything. You can have Ribbons if you want her, Daddy," the little girl said to her father.
"No, that's okay," her father said and brushed her cheek again with a kiss. "God bless you, little one. Sweet dreams."
Several days later, when Jenny's father came in to read her a story, Jenny was sitting on her bed and her lip was trembling. "Here, Daddy," she said, and held out her hand. She opened it and her beloved pearl necklace was inside. She let it slip into her father's hand. With one hand her father held the plastic pearls and with the other he pulled out of his pocket a blue velvet box.
Inside of the box were real, genuine, beautiful pearls.
He had them all along. He was waiting for Jenny to give up the cheap stuff so he could give her the real thing. So it is with our Heavenly Father. He is waiting for us to give up the cheap things in our lives so that he can give us beautiful treasure. Isn't God good?
Are you holding onto things which God wants you to let go of?
Are you holding onto harmful or unnecessary partners, relationships, habits and activities which you have become so attached to that it seems impossible to let go?
Sometimes it is so hard to see what is in the other hand but do believe this one thing...
God will never take away something without giving you something better in its place.
 
 
View more entries
 
View space
şahmaran
View space
Aysegul
View space
Nazım
View space
HUZUR İSLAMDA (Kocayusuf)
View space
filizsevgili kardeşim siten çok güzel olmuş ALLAHIN BEREKETİ ÜZERİNE OLSUN A.E.O,
View space
yasemin
View space
sydneyjm12
View space
kerem
View space
yavuz
View space
hasan
View space
Hüseyin
View space
Müberra
View space
betül
View space
(adsız)
View space
______
View space
gzdsrc

by